"Nebevi Ahlak"ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım!

Adâlet ve insaf sahibiydi.

Hiç kimseye kaldıramayacağı yük yüklemezdi, şahsı adına kimseyi azarlamazdı. On yıl kadar kendisine hizmet eden Enes r.a. şöyle diyor: On yıl süreyle Rasulüllaha hizmet ettim, bana yaptığım şeyden dolayı "neden bunu böyle yaptın", yapmadığımdan bir şeyden dolayı "bunu neden yapmadın" diye asla azarlamadı.

Mahzûmilerden bir kadın hırsızlık etmişti, had uygulanmaması için Üsame'yi şefaatçi kılmışlardı. O buna çok üzülmüş ve:"Allah'a yemin olsun ki Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık edecek olsa, ona da had cezası uygulamaktan çekinmezdim."buyurdu.

Kerim ve cömertti.

Herkese ikram ederdi. Keçilerini sağarken gelen bir adamın talebi üzerine keçilerini ona bağışlamıştı. Ebu Zer'e hitaben: "Uhud dağı kadar altınım olsa üç gün geçmeden bunları dağıtmak isterdim." Bazen birinden bir şey satın alır, tekrar ona onu hediye ederdi. Üzerinde görülen ve beğenilen eşyayı beğenene verirdi. Özellikle Ramazan'da yağmur yüklü bulutlar gibi cömertti, herkese daha çok iyilik ederdi.

Eşitlik severdi, müsâvâtı önemserdi.

İslam'ın gerçekleştirdiği en yüce toplumsal devrim; Eşitliktir. İnsanlara hür-köle-asil sıradan insan, fakir-zengin-siyah-beyaz ayrımı yapmadan eşit davranırdı. Mekke fethinde ezan okumak için Kâbe'nin damına Bilal'i çıkarmıştı. Zeyd'i ve oğlu Üsame'yi kumandan tayin etmişti. İnsanlara kölelerine yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi emrederdi.

Tevazu sahibiydi.

Ev işlerinde eşlerine yardımcı olurdu. Ayakkabılarını tamir eder, elbisesinin söküğünü diker, koyunlarını sağardı. Mecliste bulduğu yere otururdu. Bir gün huzurunda titreyen bir adama:"Korkma, ben kral ya da melik değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum."demişti.

Doğru sözlüydü.

Muhammedü'l-Emindi. Eminliği yüzünden müşrikler bile ona: "Biz sana yalancısın diyemeyiz" demişlerdi. Hicrette yanında bulunan pek çok emanet eşyayı, sahiplerine vermek üzere, Hz. Ali'ye teslim etmişti.

"Allah'a andolsun ki Allah bu dini tamamlayacak. Hatta atlı bir kişi endişesi, korkusu olmadan San'a'dan Hadramut'a gelecektir. Fakat siz sabırsızlanıyorsunuz."

Zühd ve kanaat ehliydi.

Günlerce yiyecek yemediği olurdu. Evinde ateş yanmadığı, bir çorba pişmediği zamanlar vardı. Fedek arazisinden dört deve yükü yiyecek geldi bunların dağıtılmasını Bilal'e emretti.

Bir gün mutadı hilafına ikindi namazından sonra cemaatin yanında ayrılıp saadet-hanesine gitti, döndüğünde"Evde bir miktar altının bulunduğu hatırıma geldi, onun dağıtılmasını söyledim"buyurdu. İrtihal hastalığında kıvranırken bile, evinde bir miktar bulunduğunu hatırladı:"Muhammed geride bıraktıracakları olarak mı Allah'a kavuşacak"dedi.

Bir defasında kızı Fatıma gerdanlık takmıştı da o kızına:"Ya Fatıma, Muhammed'in kızı boynuna ateşten bir halka takmış denilmesini ister misin"buyurmuştu.

Allah Resulü şöyle buyurdu:"Bu dünya garip yolcuların uğrağıdır."

Zühd ve fakr duygusu Peygamberimizin en büyük özelliğiydi.

Af ve bağışlamayı severdi.