Müslüman, sahih/sağlam bir imana (inanca) ve Peygamber ahlakına sahip olmalı!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Âlimler, Dinin insanın dört boyutuna hitap ettiğini beyan ederler: 1-Duyma, inanma: İman 2-Düşünme, bilme: Marifet 3-Yapma: İbadet 4-İfade etme: İkrar
Dikkat edilirse Din, hayatın tamamında, insan fıtratının her özelliğinde vardır. Boşluk bırakmaz. Sünnet de iyi anlaşılmalıdır. Sünnet; söz ve şekilden ziyâde hikmet/ruh/ilke/mânâ ve gaye ile anlaşılmalıdır. Kur'an'ın pratiği veya hayata aktarılışıdır. Peygamber Efendimizin, Kur'an-ı Kerim'i esas alarak hayatın her alanında; inanç-ibadet-eğitim-hukuk ve ekonomi vs. gibi konuları kapsayacak şekilde ortaya koyduğu bir model ve dünya görüşüdür, yaşayış tarzıdır. Allah Resulünün İslâm'ı anlama ve hayatın her alanına uygulama, teorik ve pratik olarak ortaya koyduğu bir düşünce ve hayat tarzıdır. Dinimizi yaşarken örnek alacağımız Peygamberimizin Hayatı, bir kalıp veya şablon değil, bir nümune/emsal/örnek model olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Dinimizi ciddiye almak her Müslümanın olmazsa olmaz şartıdır. Hz. Muaz'ın cevabından hareketle; sünnet anlayışımız, sadece geçmişin bir tekrarı olmamalı, asrımızdaki İslam toplumlarının karşılaştığı problemleri çözmede yol gösterme (kılavuz ve rehber) fonksiyonu taşımalıdır. Dinimizi ciddiye alma şuuru Rabbimizin razı olduğu hayat tarzını ortaya koymaktır. Kınayanların kınamasından korkmadan, mazeretlere sığınmadan, yaşayamadığımız hususlarda kabahati zamana yüklemeden...
Allah'ı seven kişi, öncelikle O'na tam anlamıyla iman eder. Bütün getirdiklerine inanır. İman esaslarını O'nun istediği çerçevede oluşturur. Yani Allah'ın vahyine, O'nun istediği şekilde iman eder. İman olmadan İslam olmaz.
İman; tüm zihin, akıl ve ruh dünyamızın şekillendiricisidir. Davranışlarımıza ve hayatımıza yön veren ilkelerdir. Hareket noktası eksik veya yanlış olduğunda yol ve yürüyüş de hatalı olur. Kimse zorla Allah'a inandırılamaz. Kişiler hür iradeleri, özgür düşünceleriyle inanır veya inanmazlar. Sonuçlarına da hem bu dünyada hem de ahirette katlanırlar.
İnanmadaki özgürlük, inanç esaslarının yaşanmasında söz konusu değildir. Bu sebeple inanan bir mümin erkek veya kadın, Allah'ın emirlerine uymalı, yasaklarından da kaçınmalıdır. Bu konuda bir müminin haram ve günahı tercih etme hakkı yoktur.
Bir binanın temeli gibidir inanç. Dört bir tarafının sağlam zeminde sağlam ve olması gereken hâliyle hazırlanmalıdır. İman tecezzi, bölünme kabul etmez. Bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek asla kabul edilmez.
İman esaslarının sağlaması yapılmaz. Modern ve çağdaş anlayışlarla mukayesesi yapılmaz. "Bu ayetler günümüz anlayışına uymuyor donduralım, kenara koyalım, tarihseldir geçmişte kalmıştır, yenilikler için reform gerek..." gibi fikirler, İslam'ın ruhunu, inanç yapısını kavrayamamaktan kaynaklanan batıl sözlerdir.
Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyenin bir kaynak ve esas olarak varlığı, kayıtsız şartsız bir inanç, iman ve kabul konusudur. Bir mümin bu esaslara iman eder ve gereğini yapar. Yorumlardaki farklılıklar kafa ve inanç karışıklığı meydana getirmemelidir.
Müslüman, Rabbini Tanır, İsim ve Sıfatlarını Bilir.
Allah'a iman eden müminler O'nun isim, sıfat ve özelliklerini de bilirler. Zaten Rabbimizin gerek Kur'an'da gerek hadisi şeriflerde geçen isim ve sıfatlarını bilmek, O'nu en doğru şekilde bilmek demektir. Rabbimiz kendisini nasıl vasıflandırmış, isimlendirmişse bizim de öyle inanmamız gerekiyor. "Esmâü'l- Hüsna" dediğimiz en güzel isimler O'nundur. "Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır, en güzel isimler O'nundur." (Taha, 20/08)

2