Yazar, Müslümanların sadece kendi iyiliğiyle yetinmeyip topluma aktif olarak iyilik ulaştırması gerektiğini savunuyor. Modernizmin hayatı Allah'tan uzaklaştırdığını, bu yüzden Kur'an'ın anlaşılması ve uygulanmasının zorunlu olduğunu ileri sürüyor. Ancak bu "aktif iyilik" ideali gerçekte ne kadar uygulanabilir ve toplumsallaştırılabilir?
Onların iyiye itirazı yoktu, itirazları "aktif iyi"yeydi. Daha ilk inen üçüncü suresinde, "ey yatan iyi, kalk ve uyar" dedi Kur'an.
Yani hem sen kalk hem de iyiliği kaldır. Zımnen: Ey pasif iyi, aktif iyi ol dedi Kur'an...
Alimin veya sanatçının, üçüncü şahsa değer üreten herkesin, temelde, bilincinin gerisinde, bir iyiyi başkalarına aktarma niyeti söz konusudur. Kimse görmeyecekse, kimse dinlemeyecekse, kimse okumayacaksa, o sanatı üretmeye ne gerek var Bütün bu sanat ve ilim uğraşları üçüncü kişiye ulaşınca anlam kazanır.
Bu, iyiliği ulaştırmak demektir. Sanatkâr ve alimin iyiliği inşa etmek gibi bir görevi vardır. Mü'min münzevi yaşamaz. Faaldir, sosyal hayatın içindedir.
Hayatımız bizden çalınıyor. Farkında olarak veya olmayarak. Hayatımız, kaçırılmış, çalınmış, çığırından çıkarılmış, hayat haramilerinin elinde.
Zihnimiz, iç dünyamız işgal altında. Bu aşamada, "Hayatı kim inşa etmelidir" sorusu önem kazanıyor.
Hayatı Allah, yani vahiy inşa etmelidir.
Kur'an'da; "Sizi hayat veren bir mesaja çağırdıkları zaman, Allah'ın ve Resulü'nün davetine icabet edin!" deniyor.
Demek ki vahiy aslında hayat veren bir mesajmış.
Peygamber Efendimizin, "Öyle bir zaman gelecek ki fitneler evlerinize yağmur gibi yağacak" uyarısını yaşadığımız zamanlardan geçiyoruz.
Evlerimizin içine kadar giren bu fitnelerin nesillerimizi ve geleceğimizi mahvettiği bir dönemde imtihan oluyoruz. Çok geç olmadan, nesillerimiz ellerimizden kayıp gitmeden bu konular üzerine ciddi çalışmalar yapmak zorundayız. Alternatifler üretmek zorundayız.
Bu imkânı hayra kullanmanın yollarını ve yöntemlerini bulmak zorundayız. Konuyu sadece yasaklama ya da vaaz edebiyatı çerçevesinde değil, bu alanın uzmanlarının rehberliğinde ele almak zorundayız.
Özellikle dindar nesil yetiştirme derdinde olan yetkililer, bir memleketin tüm nesillerini etkileyecek böyle bir alanı nasıl bu kadar denetimsiz nasıl bu kadar başıboş bırakırlar ve bunun vebalini nasıl öderler, bu konuda kafa yormak zorundalar.
Günümüzde hayatımızı gasbedenlerin elinden kurtarılarak, Sahib-i Hakikisine tevdi edilmesi problemi vardır. Hayatın sahibi Allah'tır. Modernizm, hayatı Allah'tan esirgiyor. Allah'tan kopan hayat anlamdan kopuyor. Anlamsız kalan hayatsa, elimizden kayıp gidiyor.
Kur'an'ı anlamak farzdır. Buna itiraz edecek Müslüman olamaz. Zira Kur'an anlaşılamazsa yaşanamaz. Yeryüzünde canlıların en şerlisinin aklını kullanmadığı için hakikate karşı sağır ve dilsiz davrananlar olduğunu söyleyen başka bir dini metin var mıdır Fudayl b. Iyaz öyle der: "Allah Kur'an'ı insanlar onu anlayıp da amel etsinler diye gönderdi, insanlarsa onu anlamadan okumayı amel edindiler." Kur'an anlaşılmazsa, indiriliş amacı gerçekleşmez.
Kur'an çoğu kez bize bir tek mana sunmuyor.
Lafızdan, manadan, maksattan, hayat tarzımız olsun yaşansın diye gönderilmiştir. Ölüler için değil, diriler ve diri yaşamak isteyenler için gönderilmiş bir kitaptır. Hürmet adı altında açılmayan, hayatın içine sokulmayan bir kitap değildir. İmtihan/sınav dünyasındayız. Hayatımız içinde üzüntü de sevinç de sıkıntı da huzur ve sükûn da hepsi var. "Başına istemediğin bir şey gelirse sabırlı ol, kaderine rıza göster.Dünyada rahat yoktur. Hayat bir gün sevinçli olur, bir gün sıkıntılı."
"Bir toplum inanç ve davranışlarını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez."(Rad sûresi, 11) Bir toplum kendini değiştirmedikçe...
İyi veya kötü bir hayat tarzını, nimet veya azap içinde yaşamayı insanların kendileri hak eder. Allah'ın iradesine uygun bir hayatı, dürüst, iyi niyetli ve faziletli olmayı tercih edenlere, Cenâb-ı Hak huzurlu bir hayat lütfeder. Onlara nimetlerini esirgemeden verir. Bu insanlar, inançlarını ve güzel hayat tarzlarını değiştirmedikçe, sahip oldukları nimetler ellerinden alınmaz.

8