İsraf Hadis-i Şerifleri ve Düşündürdükleri

İsraf Hadis-i Şerifleri ve Düşündürdükleri
YAŞAR DEĞİRMENCİ

"Her istediğini yemen israftandır. Canının çektiği her şeyi yemen israftır."

Bilinçli davranmayı öğrenen fertler, israftan uzak duracaklardır. Artık bunu kişisel olduğu kadar, toplumsal bir sorumluluk olarak da düşüneceklerdir.

Abdestte organları üçer kereden fazla yıkamanın hatalı davranma, haddi aşma ve zulüm yani haksızlık yapma şeklinde tanımlanması, sanki nimetin kadrini bilmemekle Allah'a, mutedil davranmamakla insanlık onuruna ve ortak bir serveti ölçüsüz harcamakla da diğer fertlere karşı işlenen suçu ima ediyor gibidir. Ne yazık ki bugün bu bilinçten mahrum oluşumuz, bir lokma ekmeğe muhtaç pek çok insan varken, milyonlarca ekmeğin çöpe atılmasına sebep olmaktadır. Bu hâlimizle,"Birinizin elindeki lokma yere düşerse ondaki toz toprağı gidersin ve onu yesin. Onu şeytana bırakmasın"şeklindeki nebevî öğütten ne kadar nasipsiz kaldığımız aşikârdır. Peygamberimizin bu ifadesinde de israfı şeytan ile ilişkilendirmesi düşündürücüdür.

İslâm açısından malın, servetin ya da çevrenin israfı, kişinin ruh dünyasındaki israf ile yani mutedil davranma melekesinden yoksunluk ile yakından ilgilidir. Öyle ya, ırmakta alınan abdestte bile suyun israf edilmemesinin öğütlenmesindeki amaç başka ne olabilir Bütün bunları düşündüğümüzde Peygamberimizin buyurduğu "Canının çektiği her şeyi yemen israftır"hadisini daha iyi anlıyoruz. Bu söz, sadece yiyecek tüketiminden bahsediyor değil elbette. Kişinin nefsine hâkim olmasıdır öğütlenen. Bu, bir nefis terbiyesidir.

Savurganlığımız maddî imkânlarımızı yok ettiği gibi bizi yarınını düşünmeyen, sorumsuz ve disiplinsiz insanlar hâline de getirmektedir. Savurduğumuz şey sadece para pul değil, aynı zamanda yok olup giden emeğimiz, şevkimiz ve geleceğimizdir. Hâlbuki insan, yarınıyla ilgili kaygılar besleyen bir varlık olarak da diğer canlılardan ayrılır. Müslümanda ise bu kaygılar kişisel değildir. İnanan bir kimsenin sadece kendi geleceğine dair değil, ailesine, topluma hatta gelecek nesillere dair kaygıları vardır.

Arzu ve isteklerini makul ölçüler içerisinde tutamayan insanların, geniş imkânlara sahip olmalarına rağmen huzur ve mutluluktan yoksun olduklarını görmek zor değildir. Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi yaşadığı toplumu da huzursuz etmektedir. Yiyecek, giyecek ya da yakacak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda şımarıkça yapılan harcamalar israftır.

Modern dünyada tüketim, ihtiyacın ötesine geçerek kimlik ve mutluluk arayışına dönüştü. Daha çok sahip olmanın huzur getireceği vaadi, insanı görünmez bir tüketim döngüsüne sürüklüyor. Reklamlar, markalar ve indirim günleri arasında kaybolan modern insan için ölçü nerede başlar İhtiyaç ile istek arasındaki sınırın silikleştiği çağımızda, tüketim yalnızca cüzdanı değil; zamanı, emeği ve geleceği de tüketiyor.

İnsana bahşedilen nimetler sayısızdır ve bu nimetler karşısında sergilenmesi beklenen temel tutum, ölçü ve dengedir. İslam düşüncesinde insan, sadece tüketen bir varlık değil; kendisine emanet edilen imkânları bilinçle kullanan sorumlu bir kuldur. Kur'an ve sünnet, hayatın her alanında olduğu gibi tüketimde de itidali esas alır. Peygamber Efendimizin, akan bir nehir kenarında dahi abdest alırken israfı yasaklaması, ölçüsüzlüğün ibadet kisvesi altında bile meşrulaştırılamayacağını açıkça ortaya koyar. Bu yaklaşım, tüketimin yalnızca maddi bir mesele değil, ahlâkî ve manevî bir sınav olduğunu göstermektedir.

Modern insan, daha çok sahip oldukça doyuma ulaşacağını zannederken, aslında tüketim arttıkça tatminsizlik de derinleşmektedir. Tüketim çılgınlığı, tuzlu su ile susuzluğunu gidermeye çalışan kişinin daha çok susuzluk hissine kapılması misalidir. Günümüz insanlarının kendisini kaptırdığı, bir türlü doyum noktasına ulaşamadığı, maddi-manevi çeşitli sıkıntılara sebep olan bir alışkanlık haline dönüşmüştür.