İslam, insanın ebedi mutluluğunu sağlayacak en son vahyin adıdır. İslam ve insan, adeta et ve tırnak, tohumla toprak gibi birbirleri için yaratılmışlardır. Gerçek hürriyetin adı olan İslam'ı insansız, insanı İslamsız bıraktığınızda başlar felaket. İslam, insanın evrenle, tabiatla, insanla uyum içerisinde yaşamasıdır. İslam, insanı insan yapan değerler bütünüdür. İslam, sonradan verilen bir fazlalık değil özde bulunanın ortaya çıkarılmasıdır. Bu öğretinin özelliği, pak fıtratın, zihnin ve kalbin üzerine çöken kiri, isi, pası temizlemesidir. İslam bizatihi müzekkidir, insanı temizler, damıtır, arıtır. İnsanın aradığı İslam, İslam'ın aradığı ise insandır. Bu iki sevgilinin buluşmasıyla iman ortaya çıkar.
İnsanın İslam'ı yaşamasıyla amel, bilmesiyle ilim, görmesiyle ihsan, tanımasıyla irfan, bilincine ererek yaşamasıyla takva ortaya çıkar. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Elbette insanı yaratan, yarattığı insan için bir hayat programı da vaz etmiştir. Kimi Yaradan'a inanıp çizdiği hayat programına inanmaz. Dini hayat tarzı olarak kabul etmez. "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (51 Zariyat 56) Rabbimiz ne istiyor Ubudiyet. Ne var ki günümüzde insanla İslam'ın arasına engeller konulmuştur. Et ve tırnak birbirinden ayrılmış; tohum topraksız, toprak susuz bırakılmıştır.
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ben ancak bir beşerim, size dininizden bir şey emredersem onu alınız; ancak kendi kafamdan bir şeyi emredersem, ben de bir beşerim." Sizler gibi bir insanım. Siz birbirinizle olan davalarınızın çözümü için bana başvuruyorsunuz. Mümkündür ki, bir taraf kendi tezini diğerinden çok daha iyi savunabilir. Eğer ben buna dayanarak onun lehine hükmeder de gerçekte kendisine ait olmayan bir şeyin ona verilmesi kararını verirsem, o bundan küçük bir parça dahi almasın." Bu uyarıyı hatırlatan bir Peygamberin ümmetiyiz. İslam kendi yetiştirdiği insana "benim insanım" der.
Yüreklerimize girmiş "cehalet putları"ndan kurtulalım. İman; tüm putlara "Hayır!" çekmenin, onları reddetmenin bir gereğidir. Ardından kendi düzenimizi kurma gayretinden vaz geçmeyelim. Kelime-i tevhid'in diğer yarısı olan ispat (illallah)'a çağırı imanımızın gereğidir. Kendi düzenimiz öncelikle yürek devletinin kurulmasıdır. Sahabe neslinin kimin insanı olduğunu düşünelim. İslam'dan önce şirkin insanıydı onlar. Allah Resulü onları bir şeye çağırdı: "Kulu la ilahe illallah, tuflihu!" (La ilahe illallah deyiniz, kurtulunuz!) Onlar da "La ilahe illallah" dediler kurtuldular. Aynı şeyi biz de söylüyoruz, bir değil bin kez söylüyoruz, neden bu söz bizi kendi cahiliyyemizden çıkarmıyor Bu soru sorulmalı ve ameli cevabı verilmeli. Tevhidin bireysel yansıması olan kafa, yürek ve bilek birliği sağlanmalı. Mü'minin öncelikle tasarrufu kendisine ait olan benliğini bölünmüşlükten, parçalanmışlıktan kurtarmalı.

28