Rabbimiz bize yol gösteriyor, kendisinden şunu talep etmemizi istiyor: "Ey Rabbimiz, bizi de bizden önce iman eden kardeşlerimizi de mağfiret et. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin ve nefret bırakma. Rabbimiz sen Raûf'sun/ Şefkat edip koruyansın, Rahîm'sin/çok merhametlisin." (Haşr Sûresi, 10. âyet) Peygamberimizi gerek ferdi, gerekse sosyal hayatın içinde sünnetini çağa taşıyan ümmetinden olacağız.Peygamberimizin: "Allah'ın dinini dert edinenlerin özel dertlerini Allah üstlenir. Allah'ın dinini dert edinmeyenleri de Allah kendi dertleriyle baş başa bırakır" buyurması biz ümmetine yol gösteriyor.
Müslümanlar, bâtılda, seküler ortamda yeni bir kişilik haline gelmişlerdir. Anormalleri normal görme ve normal karşılama eğilimine girilmiştir. Ekonomik, siyasal ve mensubiyet çıkarlarını, dini görevlerine ve din kardeşliğine tercih eder hale gelmiş/getirilmişlerdir. Hastalıklar kabullenilse tedavi olup iyileşebilir. Kabullenmeyince tedavisi imkansız hale gelmektedir.Her Müslüman, gücü yettiğince İslâm esaslarını eksiksiz yaşamak ve sorumluluğu altındakilere yaşatmakla yükümlüdür.Kendimizden başka kimseye tahammülümüz yok. Sıhhatli düşüncenin yegâne yolu, nefsi bir tarafa bırakıp, akıl ve kalp ile düşünmektir. Öğüt vermek kolay, örnek olmak zordur.Dinimiz, samimiyetle, dürüstçe, yaşanıp âyette zikredildiği gibi üsveyi hasene (iyi örnek) olarak hayatın içinde bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu göstermeliyiz.
Sömürü çarklarını döndürmek için müziği, sporu, magazini, hızı, hazı, bir 'uyuşturucu' olarak nasıl kullandıklarının örneklerini hepimiz görüyoruz. Bütün bunlar; insanlığın kaybettiği kimlik olan 'İslam'ı, yani insanın kendisini bulmaması için tezgahlanan oyunlardır.Nefsin mazeretleriyle kendini aldatmayı seçersen, yabancılaşma süreci tıkır tıkır işlemeye başlar. Sonunda öyle bir noktaya varırsın ki, yabancılaşmayı fark ediş hassasiyetlerin işlemez olur. Ondan sonrası kavgadır. Hayatla, hakikatle, asliyetle, itidalle, kendinle kavga hâlimiz devam ediyor.

12