Hayati sorumluluklar bizi bekliyor!

Dini mesajları çarpıtıp detaylara takılmak, sorumluluğumuzdan kaçmanın bir yolu değil midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Müslümanların hayati sorumlulukları yerine getirmekte başarısız olmasının temel sebebinin önemli konuları ufak ayrıntılara kurban etme eğilimi olduğunu ileri sürer. Kur'an örnekleriyle (Ashab-ı Kehf, Bakara kıssası) göstermek istediği bu uyarıyı, İslam dünyasının ciddi sorunlarla yüzleşirken anlamsız tartışmalara dalmakla ilişkilendirir. Ancak yazarın sunduğu '3M formülü' (Makul-Mutedil-Müstakim) bu dengeyi sağlamaya yeterli midir?

Hayati sorumluluklar bizi bekliyor!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Yükümlülüklerimizi yerine getirmede yetersiz kalmamızın bir sebebi asıl olanı bırakıp ayrıntılarda oyalanmaktır. Teferruata boğulup maksattan uzaklaşmaktır.

Zarfa takılı kalıp mazrufu zayi etme zaafımız var. Kalbi, zihni teferruatla meşgul ederken işin ruhunu kaçırıyoruz çoğu zaman. Bu durum sorumluluktan kaçınmanın, kolaycılığı seçmenin bir yolu değil mi Dahası görevden kurtulma hastalığı diyebilir miyiz

Kur'an-ı Kerim hayatın içinden verdiği örneklerle bu anlayışı sorguluyor, eleştiriyor. Müminlere ciddiyet çağrısında bulunuyor. Nefs muhasebesine dâvet ediyor.

Ashab-ı Kehf kıssasına baktığımızda şunu görürüz. Zamanın zorbalarına karşı güzel bir kıyam başlatan bir grup delikanlının duruşunu övgü ile bizlere aktarır. Gel gör ki, kimi insanlar bu muhteşem örneklikten ibret almaları gerekirken anlamsız tartışmalara girdiler,

Ashab-ı Kehf'in adanmışlıklarını, samimiyetlerini görmeleri icap ederken sayılarına takıldılar. Allah onları uyardı:

"De ki onların sayılarını Rabbin daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashab-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması dışında bir münakaşaya girme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme."(18 Kehf, 22)

İlahi mesajı mecrasından koparıp gereksiz, anlamsız zeminlere çekme uyarısı geliyor.

Bakara Suresine isim olan "Bakara kıssası"na baktığımızda benzeri bir savrulmayı görmekteyiz. Bir inek kesmeleri gereken İsrailoğulları verilen emre itaat etmeleri icap ederken, emri bağlamından çıkarıp gereksiz sorularla işi sulandırma yolunu seçtiler. İneğin cinsini, rengini, yaşını tartışma konusu edindiler, ilahi teklifi yerine getirmede ayak sürdüler.

Umre için rehberlik yapan hocalarımızdan Ramazan Kayan'ın ifadelerini nakledeyim. "Umredeyiz. Hudeybiye'de yaşananları anlatıyorum. Ağacın altında ölüm üzerine Allah Rasûlü'ne biat edenlerden bahsediyorum. Allah'ın onlardan razı olduğuna ayetlerin işaret ettiğini ifade ediyorum. Fakat ne hazindir ki, bu can alıcı konuyu dinleyenlerden kimisi ağacın altında gerçekleşen biat eylemini değil, hangi ağaç olduğunu soruyor. Hâlbuki Allah (cc) ağacı kutsamıyor, ağacın altındaki nebevî sözleşmeyi gündemimize taşıyor.

Hz. Ömer kendi gününde bu gibi gündem sapmalarına şahit/tanık olduğu için o ağacı kökünden kesip atmıştır. Yine Hz. Nuh (as)'ın kesintisiz tevhid mücadelesini dert edinmemiz beklenirken, Nuh'un gemisinin hangi ağaçtan yapıldığı merak konusu olabiliyor.

Hz. Âdem (as)'ın topraktan yaratılışını tefekkür etmemiz istenirken, kimimiz Hz. Âdem'e baba arama ihtiyacı duyabiliyoruz." Tefekkürü, tezekkürü kaçırınca sonuç bu oluyor.

Kıyamet yaklaşırken hazırlık yapmamız boynumuzun borcu iken, biz kıyametin kopuşunu tarihlendirme, takvimlendirme hesapları yapabiliyoruz. Üstümüze görev olmayan, boyumuzu aşan alanlara burnumuzu sokabiliyoruz.

Gaybı taşlamak bu olsa gerek. Ya da haddimizi aşmak! Böylece asıldan uzaklaşıyoruz, ciddi meselelere kafa yormuyoruz. Mesele: Yürek yetmezliği mi, eksen kayması mı, yoksa kafa karışıklığı mı Esasa odaklanmak derinlik ister içtenlik ister özveri ister. Teferruat ise kolaycılıktır, bir nevi kaçıştır. Yüzeylerde gezinip işin özüne inmemektir.