Günümüz meselelerini Sünnet ile çözelim!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Bir hayat tarzı olan sünneti, dar kalıplar içinde değerlendirmek basit hareketlerden ibaret görmek, aslî mana ve tebliğ (mesaj) tarafını yaşayış tarzımıza uymadığı için ihmal edip sünneti gölgede bırakmak, şekli/örfî bir Müslüman hali ortaya koyar.
Bunalımlı insanlık, hercümerç içinde tefrika ve keşmekeş toplumda yaşayan herkes huzurlu, mutlu, olarak yaşamanın İslâm'ı yaşamaya bağlı olduğu gerçeğini bilmeli. Yanlış ve kötü örnekler yüzünden Müslümanlardan ümit keser hale gelmeyip, M. İkbal'in 'İslâm kusursuz, Müslümanlar kusurlu!' sözünü unutmayalım. Çare ve ümit ışığının 'Dinimizi yaşamak' hakikatine gölge düşürmeyelim. Adam kaybetmeyip adam kazanalım.
Sünnet, İslâmî diriliş ve gelişmeyi anlamanın anahtarı olmuştur; şimdiki çöküş ve çözülüşümüzü anlamanın da anahtarı da hadis-i şerifler ve sünneti seniyyedir.
Resûlullahın sünnetini uygulamak, İslâm'ın varlığını ve ilerlemesini korumak demektir. Sünnetin terki ise, İslâm'ın çökmesidir.
Sünnet, Peygamber Efendimizin yapma ve söyleme şeklinde ortaya koyduğu 'üsveyi hasene' oluşu, bizlere 'örnek'lik teşkil etmesidir. Peygamberimizin hayatının Kur'ân-ı Kerîm'in getirdiği esasların pratiği/uygulaması, yaşayan/yaşatan Kur'an oluşudur. Vahyi bize tebliğ edene (Peygamberimize) uymadıkça, Kur'an'a da uymamış oluruz.
Sünnet; Peygamberimizin İslam'ı bütünüyle uygulama tarzıdır veKur'an-ıKerim'in canlı halidir, onun hatasız uygulamasıdır. Sünnet olmadan Kur'an-ı Kerim'i anlamamız mümkün değil. Dinimizin yegâne kaynağı vahiydir, Kur'an-ı Kerim'dir, ama onu doğru anlamak için öncelikle Sünnet'i doğru anlamak gerekir.
Hadisi Şerifler,Peygamberimizin sözleri, 'sözlü Sünnet'tir. Müminler İslam'ı doğru yaşayabilmek için sünnete/Peygamberimizin örnek uygulamasına ihtiyaç vardır.
Sünnet Kur'an-ı Kerim'in beyanı olması bakımından Kur'an'a tâbidir. Kur'an Sünnet'e tâbi değildir. O halde Kur'an-ı Kerim'e muhalif sünnet düşünülemez. Sünnetten maksat, Rasûlullah'ın ümmet için örnek teşkil eden davranışlarının bütünüdür. Şu âyetler de Peygamberimize uymanın Kur'an-ı Kerim'e uyma emri olduğunu ortaya koyar.
"Rasûl size neyi getirirse onu alın, kabul edin, size neyi yasaklarsa ondan da uzak durun" (Haşr: 59/7), "Gerçekten Rasûlullah'ta sizin için güzel bir örneklik vardır." (Ahzâb: 33/21), "De ki, Allah'a ve Resulüne itaat edin..." (Âli İmrân: 3/32)
Bütün bu dini uymamız gereken kaynaklara rağmen kimsenin kimseye tahammülünün kalmadığı, bırakın hata yapanların affedilmesini, hata yapılmasına bile fırsat verilmeden insanların üstünün çizildiği zamanlardan geçiyoruz. Ne siyasette ne ticarette ne ailede ne de İslami camiada Peygamber Efendimizin insana verdiği değerden, sabır ve merhametinden tek bir eser bile göremiyoruz. Oysa Peygamber Efendimiz; bin türlü hataya, eksiğe ve yanlışa şahit olmasına rağmen etrafındaki hiç kimseyi harcamadı, kimsenin üzerini çizmedi, kimsenin hayatını zindana çevirmedi.
Bir lider ve Peygamber olmasına rağmen sıradan insanların bile tahammül edemeyeceği durumlarla karşılaştı ama hiç kimseyi kaybetmedi. Ezmedi/ezdirmedi. Kur'an-ı Kerim'deki örneklerden birkaçını zikredeyim.
lCuma günü Cuma namazında ticaret kervanının geldiğini duydular, Peygamber Efendimiz hutbede ayaktayken bırakıp gidenler oldu. Mescitte sadece on, on iki kişi kaldı. Ayet nazil oldu;"Onlar bir ticaret veya eğlence gördüklerinde ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler." (62 Cuma, 11)Ama Peygamberimiz kimseyi dışlamadı.
- Uhud'da bu tepeyi sakın terk etmeyin dedi, tepeyi terk ettiler. Ayet nazil oldu;"…Onları affet, onlar için bağışlanma dile ve onlarla istişare et." (3 Ali İmran, 159)
-Tebük'te sefere çıkın dedi, gelmeyenler ve ağır davrananlar oldu. Ayet nazil oldu;"Ey iman edenler, size ne oluyor ki, Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman, yerinizde ağırlaşıp kaldınız" (9 Tevbe, 38)

7