Güncele oturan olaylarla ilgili değerlendirme

Denetlenebilir, hesap sorulabilir/verebilir yapılarda bu tarz aşırılıkların yer bulması mümkün değildir. Gerektiğinde attığınız her adımın, söylediğiniz her sözün Şer'î ölçülere uygunluğunu ispat etme mükellefiyetinden kaçınmadığınız sürece problem çıkmayacaktır. Aksi durumdaysa, sadece kitlelerin m

adden ve manen istismarı söz konusu olmayacak, ülke için güvenlik tehdidi oluşturma durumu ortaya çıkacaktır ki, son 15 yıl içinde ilkini FETÖ üzerinden ve şimdi ikincisini Alihan Kuriş Suç Örgütü üzerinden müşahede ettiğimiz ezoterik yapılanmalar yeterince öğreticidir.

İmam eş-Şâfi'î (rh.a) ile –İmam el-Buhârî'nin hocalarından– Yûnus b. Abdila'lâ es-Sadefî (rh.a) arasında geçen şu konuşma ne kadar öğreticidir: "eş-Şâfi'î'ye, "Arkadaşımız el-Leys diyor ki: "Suyun üzerinde yürüdüğünü dahi görsem bid'at ehline güvenmem" dedim, şöyle mukabele etti: "Eksik söylemiş. Ben havada yürüdüğünü görsem dahi bid'at ehline güvenmem." Diyebilirsiniz ki: "İyi de Şer'i şerifi terk ederek insanlara kerâmet pazarlayanlar bid'at ehli olduklarını kabul eder mi" Buna şöyle mukabele ederim: O kimseler bid'at ehli olduğunu elbette kabul etmez. Önemli olan bizim onun bid'at ehli olduğunun bilincinde olmamız. Burada da ölçüyü "Kur'an, Sünnet, Sahabe, Selef ve Tasavvuf yolunun büyüklerinin usulü" şeklinde net olarak ortaya koymak lazım. Diyebilmeliyiz ki: Keşif, keramet, ilham, rüya... haktır ve ancak Şer'î delillerle çatışmamak şartıyla sadece sahibinin ameline konu olabilir. Nitekim Ebû Süleymân ed-Dârânî hz.leri şöyle demiştir: "Bazen kalbime günlerce sûfîlerin nüktelerinden biri doğar; fakat onu iki âdil şahitle -Kitap ve Sünnet'le- doğrulamadıkça kabul etmem."

Muhammed Özkılınç hocamız "İkinci FETÖ vakası Süleymancılık" yazısında:

... Düşmanla iş birliği yapıp vatanına ve cümle ümmete ihanet edenler, olacaktır. Ama sonunda onlar da iş birliği yaptıkları patronları da zelil olup gideceklerdir. Düşmanın dışarıdan saldırmasından daha tehlikelisi, içeriden destek bulmasıdır. Çünkü dışarıdaki düşman kendisini belli eder; fakat içerideki ihanet, güven görüntüsü altında hareket ettiği için çok daha yıkıcı olabilir. Tarih boyunca toplumları zayıflatmanın en etkili yollarından biri, içeriden fitne üretmek, güven duygusunu istismar etmek ve insanları birbirine düşürmektir. "Ağacın kurdu içerden olursa iflah olmaz" sözü de tam olarak bu gerçeği anlatır. Aynı şekilde, "Hırsız içerden olursa kapı kilit tutmaz." Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı alınan bütün tedbirler, içeride güveni kötüye kullanan kimseler varsa etkisiz kalabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, herhangi bir topluluğu, cemaati veya şahsı toptan suçlamak değil; ihanet, gizli yapılanma, dış güçlerle iş birliği ve dinî duyguların istismarı gibi fiillerin hiçbir yapı için meşru görülemeyeceğini açıkça ortaya koymaktır. Bir yapının mensuplarının tamamını aynı kefeye koymak ne adaletle ne de hakkaniyetle bağdaşır. Fakat ihanet ve devlet düşmanlığı söz konusu olduğunda da isimlere ve yapılara bakmaksızın hakikatin ortaya çıkarılması gerekir.

Hak ile bâtılın mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Kur'an ve Sünnet'in bildirdiği üzere, hak ile bâtıl arasındaki mücadele insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde sürmüştür. Ancak bâtıl çoğu zaman kendisini açıkça ortaya koyarak mücadele etmek yerine, hile, fitne, propaganda, nifak ve içeriden çözme yöntemlerine başvurmuştur.