Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna'nın başından geçen hikâye
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Her Müslüman "gönül adamı"dır. İbadetin verdiği şuur, bizi diri tutar. Etrafa ışık saçar, bulunduğu topluma bir güzellik katar. Başı dara düşenin aradığı adamdır Müslüman! İnsanımızın üzüntüsünü, sıkıntısını, sevincini paylaştığı adamdır. Derdi, sancısı, sızısı olan adam. Derdini seven adamdır. "Adam gibi adam"dır.
İslam kardeşliğini, fedakârlığı, vefayı, diğergâmlığı, cömertliği hayata hâkim kılmamız gerekiyor.Kendimizi aşmamız, nefsimize uymayıp olgunluk göstermemiz, vefalı olmamız, bizi biz yapan değerleri hayata hâkim kılmamız, kaybolan insanlığı bulmamıza vesile olacaktır. Kendisine yapılan iyilikleri ve ölümü unutmayıp, kendisine yapılan kötülükleri ve kendi yaptığı iyilikleri unutacak seviyeye gelme kıvamını tutturmamız gerekiyor. "Örnek Olma"nın önemini kavrasak! Bu duygularla yazımı yazarken şu yaşanmış Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna'nın başından geçen hikâye ile yazımı tamamlamak istiyorum.
"Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptığım bir ziyaret sırasında, büyük bir alışveriş merkezlerinden birine bazı ihtiyaçlarımı almak için gitmiştim. Kasada ödeme sıramı beklerken, içeri tesettürüyle son derece vakur ve iffetli bir Müslüman Hanım girdi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu.
Önünde ağır bir kutu sürüklüyordu; kutunun üzerinde ki resimden belli ki bu, çim biçme makinesiydi.
Hanım, kasadaki görevliye yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti:
Müslüman hanım (son derece nazik bir sesle): "Hanımefendi, dün sizden bu makineyi ve başka bazı eşyaları satın aldım. Toplam bedeli 500 dolardı."
Kasiyer (meşgul bir hâlde): "İade mi etmek istiyorsunuz"
Müslüman hanım: "Hayır. Bedelini ödemek istiyorum."
Kasiyer (şaşkın): "Anlamadım. Dün aldığınızı söylüyorsunuz. Eğer başka bir yerde daha ucuz bulduysanız, fiyat farkını iade edebiliriz; ama bunun için belge gerekir. Yanınızda var mı"
Müslüman hanım: "Hayır ne o ne de bu. Dün bu makineyi kredi kartıyla aldım, evime götürdüm. Evim buradan yaklaşık iki saat uzaklıkta. Faturayı kontrol ederken fark ettim ki, bu makinenin ücreti hesaba eklenmemiş. Mağazayı aramak istedim, ama çalışma saatleri bitmişti. Bunun size zarar vermesini istemedim. Bu yüzden bugün işimden izin aldım, makineyi tekrar buraya getirdim ki kayda geçirin ve bedelini ödeyeyim. Çünkü parasını ödemediğim bir şeyi kullanamam."
Bu sözler üzerine kasiyer birden yerinden doğruldu. Gözleri doldu. Derin bir hayretle bu Müslüman kadına bakakaldı. Sonra onu sarıldı, öptü ve titreyen bir sesle şöyle dedi: "Bu benim hatamdı! Buna rağmen neden geri döndün Neden bu kadar ağır bir yükü taşıdın Neden işinden izin aldın ve geliş dönüş dört saat yol yaptın Seni buna iten neydi'
Müslüman hanım, İngilizce ama son derece sade, masum ve doğal bir edayla, sanki yaptığı şey dünyadaki en sıradan davranışmış gibi cevap verdi:
'It is AMANA; Bu, emanettir.'
Sonra ona kısaca İslam'da emanetin ne demek olduğunu anlattı; Kul hakkını, Helâli, Haramı, Allah korkusunu…
Kasiyer, gözyaşları içinde mağaza müdürünün yanına gitti.

6