Batı kavramlarıyla kendi kavramlarımızı batırmayalım!

İslâm medeniyetinin kavram dünyası iki temel düzlemde ele alınabilir. Birinci düzlem; bu medeniyetin kendi iç dinamikleri içerisinde kavramların nasıl teşekkül ettiği ve zamanla nasıl bir anlam dönüşümüne uğradığı meselesidir. "İlim", "fıkıh", "hikmet", "zühd" gibi temel kavramların erken dönemlerdeki geniş muhtevası ile sonraki dönemlerde kazandığı daha teknik veya daraltılmış anlamlar arasındaki fark, bu iç dönüşümün en belirgin örneklerini oluşturur. Bu süreç, yalnızca bir anlam kayması değil, aynı zamanda düşünce tarzının kurumsallaşması ve disiplinleşmesiyle de yakından ilişkilidir.

İkinci düzlem ise İslâmî kavramların, modern dönemde Batı düşüncesiyle karşılaşması neticesinde uğradığı yeniden yorumlanma sürecidir.

İlim; başta, Allah'ı, ahireti ve kurtuluşa götüren bilgiyi kapsarken sonra, sadece fetva ve cedel (tartışma) bilgisine indirgenmiştir. Fıkıh; başta, "ahirete dair derin kavrayış, kalp idraki" anlamındaydı sonra; sadece "füruu fıkıh (ibadet-muamelât hükümleri)" şeklinde daraltıldı. Tevhid; başta, kalbin Allah'ı birlemesi, O'na yönelmesiydi. Sonra, sadece kelâmî tartışmalar ve ispat tekniklerine dönüştü. Zikir; başta: Kalbin sürekli Allah ile meşgul olması sonra, sadece dil ile tekrar edilen lafızlara indirildi. Hikmet; başta: "Nefsi ıslah eden ve hakikate ulaştıran bilgi ve davranış" sonra, daha çok felsefî teorik bilgiye daraltıldı.

Sünnet; başta, Resulullah'ın örnekliği, amel ve fiili iken, sonra rivayet formu olan hadise dönüştü. Aynı şekilde başta; Resulullah'ın farz ve vacip ayırımı olmaksızın yolu iken, sonra farz dışındaki hüküm ve fiillere dönüştü.

Şeriat; başta, iman, ibadet, ahlak ve muamelat dahil olmak üzere dinin karşılığı idi, sonra amelî hükümlere, hatta en sonunda ceza hükümlerine dönüştü ve manası daraldı.

Din; başta, hayatın her alanını kapsayan ilahî bir yöntem iken, sonra sadece itikad hükümlerini içine alan bir anlama dönüştü. Hatta sonraları çağdaş dönem sonrası din, sadece iman, ibadet ve ahlak hükümlerini içeren bir iç huzuru anlamına çevrilerek hayata sokulmadı. Bu dönüşümün tarihi, neyin nereden neye dönüştüğü muhakkak bilinmelidir. Aksi takdirde kaynakların anlaşılması zorlaşır. Zira sonraki anlamlarla kaynaklar okunmaya başlarsa yanlış anlamalar da hemen baş gösterir. Ayrıca değişimin anlam daralmasına mı, genişlemesine mi yoksa bozulmasına mı maruz kaldığı iyice araştırılmalıdır. Şeriatın, ceza hükümleri gibi anlaşılması sadece daralma değil, bozulmadır da...

İlim-Bilim meselesi: İslâmî gelenekte "ilim", yalnızca nesnel bilgi birikimini değil, aynı zamanda Allah'ı bilmeye, hakikate yönelmeye ve insanın varlıkla kurduğu anlamlı ilişkiye işaret eden geniş bir çerçeveye sahiptir.

Modern Batı düşüncesinde "bilim", daha çok deney, yöntem, gözlem ilkeleri üzerine kurulu, değerlerden arındırılmış (en azından değer-dışı olduğu varsayılan) bir bilgi üretim alanı kurulmuş. İlimin kapsayıcı ve yönlendirici karakteri kaldırılmış, "bilim"in metodolojik ve nötr çerçevesi içinde daralma yerleştirilmiştir.

Fıkıh-Hukuk meselesi: Fıkıh, İslâmî bağlamda yalnızca kurallar bütünü değil, insan davranışını hem dünyevî hem uhrevî sorumluluk boyutuyla kuşatan bütüncül bir "anlama ve yaşama disiplini"dir. İçinde ibadet, ahlâk ve hukukî düzenlemeler iç içe geçmiş durumdadır.