Âcil eylem planına ve açılımına muhtacız!

Ruhu daraltan, düşünce melekelerini donduran, iradeyi çökerten, idraki bulandıran, kalbi kuşatan marazi hâl, hayatı çekilmez kılıyor. Yorgun, yılgın, bitkin, bezgin, bedbin ruh hâlleri insanımızı huzursuz ediyor.

Umutsuz, uyumsuz, uykusuz yığınlar kaygılı, kederli, hüzünlü ve agresif. Davranışlar kaba ve katı, düşünceler dar ve donuk.

Artık bol ışıklı, çok sesli, renk cümbüşü yaşamlar huzur vermiyor. Bu çağın en büyük günahı kalbi katletti. Kaskatı kesildi. Ruhsuz dünya haline getirdi. Manevî bir açlık yaşıyoruz ve toplum olarak o kadar çok kirlendik.

Hakikate karşı duyarsızlaştı. Bedenine yatırım yaptı, ruhunu aç bıraktı. İslami ve insani değerler dumura uğradı. Vicdan, insaf, erdem, edep, haya, iyilik, insanlık, merhamet, şefkat gün geçtikçe gönlümüzden çıkıp gidiyor.

Son günlerde gündeme oturan uyuşturucu, kumar, futbola da giren bahis, vs. sanatkârların, meşhurların da bu pisliğin içinde olması örnek gösterilecek insanların bulunmaz hâle gelmesi, hasta bir toplumda yaşadığımızın göstergesi. Kumar, artık parası olmayanların değil, hayatta bir yeri olmayanların sığınağı haline geliyor.Dijital kumar, düzenli işi, eğitimi ve ailesi olan bireyleri dahi içine çeken yapısal bir "orta sınıf krizine" dönüşmüş durumda.

Tatil, turizm, daha çok tüketim, müzik, oyun, eğlence, spor, eşya, meta, madde, moda, marka, model tutkusu bitmek tükenmek bilmiyor. Okulların tatiliyle gelen boşluktan faydalanma da hayal oldu artık. İmaj, prestij, makyaj, maske, estetik, sentetik, kozmetik gibi tutkular değerlerimizin yerini aldı. Rahmet kıtlığına maruz kaldık. Bereket yoksunu olduk.

Merhamet fukarası bir topluma dönüştük. Huzura hasret kaldık. Konforla gelen dünyevileşmeye direnemedik. Kulluk ve kardeşliğimizi kaybettik. Allah'a kulluk vazifemizi yapmayınca başka şeylerin kulu olduk. Şayet bu gidişattan müzdarip isek Rabbimiz teşhisi koyuyor ve bizi uyarıyor:

"İman edenlerin, Allah'ın zikri ve Kur'an'dan inen gerçekler karşısında kalplerinin saygı ve ürpertiyle yumuşayıp Allah'ın emirlerine tam teslim olma vakti hâlâ gelmedi mi Sakın onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Çünkü o kitap verilenler, vahye muhatap olmalarının üzerinden belli bir zaman geçince, artık ona olan saygılarını yitirmişler ve neticede kalpleri katılaşıp kesilmişti. Onların pek çoğu Allah'a itaattan ve dinin sınırlarından çıkmışlardır." (57 Hadîd-16)

Girdiğimiz "üç aylar" yaşadığımız kandiller, esen manevi havadan istifade bizi kendimize özümüze döndürmeli artık. Peygamber Efendimizin şahsında yaptığı ulvî yolculuk da insanı, beşerî putlardan ve dünyevî kirlerden arındırarak, insanlığa insanlığını hatırlatacak, insanlığı İslâm'ın rahmet kanatlarını getirecek yeniden doğuş ve doğruluş yolculuğuna davetti. Beşerî olandan İlâhî olana, mülk âleminden melekût âlemine yükseliş. Ve melekût âleminden süt emerek yenileniş, arı-duru, tertemiz bir kişiliğe bürünüş. Yeniden doğuş ve yenilenerek doğruluş. Bizi kurtaracak da bu!

Kur'an-ı Kerim çoğu zaman başkalarına nazil olmuş, başkalarını uyarmış, geçmişte kalmış toplumların hikâyesiymiş gibi okunuyor. Ayetler okunurken iç dünyamıza dönemiyoruz. Kur'an'ın hitabı; tarihin tozlu sayfalarında kalan insanlara değil, bugün yaşayan, bugün zulmeden, bugün susan, bugün mazeret üreten insanadır. Kur'an-ı Kerim'i hakkıyla okumak, onu başkalarını yargılayan bir metin değil, kendi vicdanımızı yargılayan ilahî bir hitap olarak okumaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Bu Kur'an bana, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi." (6 En'âm, 19) Kur'an-ı Kerim önce bizi düzeltmek ister: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun." (66 Tahrîm, 6) Bu ayet başkalarını kurtarmaya çağırmadan önce, kendimize yöneltilmiş sert bir uyarıdır. Kur'an bize nazil oluyormuş gibi okunmazsa, ayetler başkalarını yargılamak için okunur. O zaman Kur'an okunur ama yaşanmaz; ezberlenir ama dönüştürmez. Bugün ihtiyacımız olan şey Kur'an'la buluşmaktır. Kur'an, ancak bize indiğini gerçekten idrak ettiğimiz gün bizi diriltir. İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler.

Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi! Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. Toplum olarak ayrıştığımız, artık birbirimize öfke duyduğumuzdan dolayı sosyal birlik beraberliğimiz açısından alarm noktalarıdır.