Neden sürekli kriz içindeyiz

Siyasetin sahte gündemiyle halkı meşgul etmesinden dolayı bir türlü gerçek gündeme dönemez, derdini anlatamaz oldu halk.

Gün geçmiyor ki yeni bir sahte, enerjilerin boşa harcandığı bir siyaset oyuncağı ortaya çıkmasın. Ne sanayi üretimindeki azalma ne de tarımdaki çöküş kimsenin umurunda değil.

Siyasetçi (siyaset satan) halktan kopmuş, sahnede bir oyun sergiliyor.

Siyaset kurumunun yaptıkları ve politika uygulamalarının hepsi neredeyse halka zarar verir niteliğe sahiptir. Bunun en güzel örneği her yılın sonunda büyük tartışmalara konu olan asgari ücretin belirlenmesi ve bunun için anlamsız, etkin olmayan uzun saatlerin harcanmasıdır.

İşçi sendikalarının tamamen yönetene teslim olması nedeniyle ortaya çıkan bu etkinsizliğin ülkedeki alım gücünü nasıl düşürdüğünü tekrar anlatmaya gerek yoktur.

Öte yandan, sanayideki zayıflamanın yanında firmaların konkordato masasına akın etmesi ise çöküşün sadece hanehalkı tarafında olmadığını gösteriyor bize. Bunun en açık bir şekilde 2024 yılının ilk aylarında baz etkisi artan ancak ondan sonra sürekli küçülen sanayi üretiminde gözlemliyoruz. Esasında bu düşüş son 6-7 yılın bir hastalığıdır ve hâlâ da öyle devam etmektedir.

Fotoğrafın bir de diğer tarafı var üretim yapısında. Bu yöndeki görünüm üretimdeki azalma ile perakende satışlardaki inanılmaz artışın enflasyon oranının etkisiyle tüketiciden (hanehalkından) satıcıya (üreticiye) gelir aktarımının olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Diğer anlamıyla, az üreterek aşırı kâr eden bir üretim-satış döngüsünde bocalayan bir ekonominin varlığı ortadadır.

Bu çarpıklığın çoklu neden ve sonuçları var.

Bir defa dünyanın hemen hiçbir ülkesinde ekonomik kriz veya buhran altı yılı aşan bir süre almaz. 2018 yılından bu yana derin bir kriz içinde bocalayan ülkemizde tüm birikimlerin kaybolduğunu, sermayenin eridiği, tarım ve hizmetler sektöründe yapısal kırılmanın yaşandığını söylemek için derin araştırmalara gerek yoktur.