Merkez Bankası enflasyon raporunda umulan enflasyon oranını 3 puan artırdı diye kıyamet koptu.
Nasıl olur da bunu artırır feryatları havalarda uçuştu.
Daha dün faiz oranlarında indirime gidip gelecekteki fiyat oluşumu hakkında umutlarımızı artırmamış mıydı merkez gibisinden, pek de rasyonel olmayan sorular sorulmaya başlandı. Bununla da kalmadı, ne olduğunu hâlâ anlamadığımız, piyasa yapıcıları adı altında kendine bir yer, bir konum arayan finansçı ve ekonomistlerin de tahminlerinde sapma olduğunu belirten yorumlar yoğun bir mesaiye uğradı.
Sanki piyasalar normalmiş, sanki tüm piyasalarda (emek, ürün, para, sermaye, uluslararası ticaret) dengeler yerindeymiş de para piyasası uygulamaları ile enflasyonu düşürmeye çalışan Merkez Bankası yetkililerinin konuşmaları garip bir önemle yorumlara tabi tutuldu.
Bu durum doktora eğitimi sırasında yoğunlukla çalıştığımız bir konuyu akla getirdi.
Ekonomide matematiksel teoremlerin ışığında oluşturulan bir kurala göre, bir piyasa hariç diğer tüm piyasalarda denge oluşmuş ise son kalan piyasada denge de kendiliğinden oluşur. Walras Kanunu olarak da bilinen bu yaklaşım belki de Türkiye ekonomisi için yapılan yorumların bir özeti niteliğindenir.
Bu yaklaşımı Türkiye ekonomisine uyarlayalım isterseniz.
Normal olarak ülkemizde Merkez Bankası'nın para politikası (dolayısıyla faiz politikası) ve hükümetin kredi genişlemesi (KKM ve benzeri) stratejileri piyasaları doğrudan etkiliyor. Başta sermaye piyasasındaki seçici kredi sürecinin siyasete endeksli olması piyasa etkinliğini derinden etkiliyor.
Asgari ücret, nominal olarak çalışanları destekler gibi gözükse de aşırı derecedeki fiyat artışları satın alma gücünü olumsuz etkiliyor ve işgücü piyasasında ücret-çalışan sayısı dengesini bozuyor. Kalite temelli ve genç işsizlik oranlarındaki yüksek seyir işgücü piyasasındaki dengeyi daha da derinden etkiliyor.
Hanehalkı tüketim sepeti artık temel gıdalar üzerine kayıyor ve tüketici güveninde erezyon var. Harcamalar halkın çoğu için dayanıklı tüketim mallarından zorunlu olanlara yöneliyor. Tedarik zincirinde baskılanmış döviz etkisiyle oransal olarak ucuza ürün ve aramalı sağlansa da bu zaten swap ve başkalarından alınmış, maliyeti inanılmaz yüksek olan döviz rezervlerini eritecek nitelikte bir görünüm içinde.
Dış ticaret yapısının son yıllardaki değişimi alarm verir nitelikte. Tüketim, aramalı (yatırım malı) ve sermaye mallarında oluşan bu üçlü dış ticaret grubunda son ikisinin payındaki düşüş ve tüketim mallarındaki artış hem iç üretimi hem de rezervlerin dinamiğini olumsuz etkiliyor.

119