Fon krizinden güç krizine

Fon ile yatıp fon ile kalkmaya başladık. Sabahtan akşama kadar fonları konuşuyoruz, yarattıkları sorunları tartışıyoruz.

ünkü bu kriz herkese dokundu. Her mahalleye girdi, her mutfağa uzandı. Etkileri de uzun süre devam edecek.

"Benim fonlarla hiç ilgim olmadı, hayatımda borsada oynamadım" diyenler bile bu gelişmelerden payını aldı. Belki farkında değiller ama onlar da bu krizin ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla karşı karşıya.

Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, zararın önemli bir bölümünü henüz görebilmiş değiliz ama geçmişte yaşanan benzer finansal krizlerin ekonomik ve toplumsal sonuçlarını incelediğimizde ise önümüzde nasıl bir tablo oluşabileceğini tahmin etmek zor değil.

Finansal piyasaların hafızası güçlüdür. Bir kurumda başlayan kayıp, başka kurumların bilançolarına, yatırımcıların davranışlarına ve nihayet ekonominin bütününe yayılabilir. Akademik literatürde buna contagion, yani finansal bulaşma diyoruz.

Türkiye'de bugün yaşananları değerlendirirken bu bulaşmanın hangi kanallardan ilerlediğine, piyasa gücünün kimlerin elinde toplandığına ve bu ekonomik gücün siyasal karar mekanizmalarıyla nasıl ilişkilendiğine bakmamız gerekiyor.

Finansal krizlerin en ürkütücü yanı, zararın nerede başlayıp nerede biteceğinin kolayca kestirilememesidir. Bir fonda yaşanan kayıp, aynı hisselere yatırım yapan başka fonlara, oradan bankalara, şirketlere ve nihayet hanehalkına kadar uzanabilir. Yatırımcıların güvenini kaybedip paralarını çekmesi satışları hızlandırır; düşen fiyatlar yeni kayıplar yaratır.

Şirketlerin finansmana erişimi zorlaşır, bankalar teminatlarını yeniden değerlendirir, kredi koşulları ağırlaşır. Üstelik birbirine ortaklıklarla, borç ilişkileriyle ve aynı varlıklara yapılan yatırımlarla bağlanan kurumlar, krizin etkisini farkında olmadan büyütür. Bir kurumda yaşanan sorun, henüz hiçbir kayıp yaşamamış başka bir kuruma duyulan güveni de sarsabilir. Böylece finansal piyasalarda başlayan sarsıntı, zamanla üretimi, istihdamı ve milyonlarca insanın günlük yaşamını etkileyebilecek bir ekonomik dalgaya dönüşür.

Peki, finansal piyasalarda böylesine büyük riskler birikirken ekonomik güç kimlerin elinde toplanıyor

Bu gücün siyasal karar mekanizmalarıyla ilişkisi nasıl şekilleniyor

Bu soruların yanıtını arayan akademik çalışmalar oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.

Ekonomist Mara Faccio'nun 47 ülkeyi kapsayan araştırması, şirket sahipleri ve yöneticileriyle siyasetçiler arasındaki bağlantıların şirketlerin piyasa değerini etkileyebildiğini gösteriyor. Siyasal bağlantıların ekonomik değeri, ülkelerin kurumsal yapısına ve denetim mekanizmalarının işleyişine göre değişiyor.

Harvard Üniversitesi'nden Asim Ijaz Khwaja ile Atif Mian'ın Pakistan üzerine yaptığı araştırmada ise siyasal bağlantıları bulunan şirketlerin diğer şirketlere göre yüzde 45 daha fazla kredi kullandığı, temerrüt oranlarının da yüzde 50 daha yüksek olduğu görülüyor. Üstelik bu farklılıklar özellikle kamu bankalarında belirginleşiyor.

Daron Acemoğlu, Simon Johnson, Amir Kermani, James Kwak ve Todd Mitton'ın ABD'deki 2008 finansal krizi üzerine araştırması da benzer bir ilişkiye dikkat çekiyor. Timothy Geithner'ın Hazine Bakanlığı'na aday gösterilmesinin ardından, kendisiyle geçmişten bağlantıları bulunan finans kuruluşlarının hisselerinde ilk işlem günü yaklaşık yüzde 6, on işlem günü sonunda ise yaklaşık yüzde 12 oranında olağanüstü getiri hesaplanıyor.