Özellikle 2018'de başlayan ve giderek derinleşen ekonomik bunalımdan bu yana kiralar, hanehalkı gelirlerindeki artışın çok üzerinde yükselmeye devam ediyor. Konut fiyatlarındaki artış ise ev sahibi olmayı geniş toplum kesimleri için giderek ulaşılmaz hale getiriyor. Bugün gençlerin ailelerinden ayrılıp kendi hayatlarını kurabilmeleri, çalışanların gelirlerine uygun bir ev kiralayabilmeleri ve dar gelirli ailelerin yaşadıkları yerde kalabilmeleri her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Barınma, Türkiye'de bir konut meselesi olmaktan çıktı...
Gelir dağılımını, yoksullaşmayı ve gençlerin geleceklerini doğrudan belirleyen temel ekonomik sorunlardan biri haline geldi.
Barınma sorununun günlük hayatta yarattığı bu sonuçlar, sorunun aslında ne kadar geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini de gösteriyor.
Literatür barınma krizini tek başına bir fiyat sorunu olarak görmez. Aksine, karşılanabilirlik, erişilebilirlik, yeterli arz, yaşam kalitesi ve barınma güvencesini birlikte ele alır. İnsanların gelirleriyle karşılayabilecekleri ve ihtiyaçlarına uygun bir konuta ulaşabilmesi, o konutta insanca ve güven içinde yaşamını sürdürebilmesi esastır. Kira ya da ev taksit ödemelerinin gelirin giderek daha büyük bölümünü alması, yeterli konut bulunamaması ve yaşadığı evi kaybetme riskinin artması barınma sorununu derinleştirir.
Konuyu akademik, sıkıcı tanımlamalara hapsetmek istemiyorum. Asıl olarak, barınma sorununu çözmekle yükümlü siyasetçilerin bu sorunu nasıl gördüğü üzerine yoğunlaşmak istiyorum. ünkü siyasetçinin soruna bakışı, sorun hakkında kimi sorumlu tuttuğunu da gösterir.
Önceki günkü haberlerin arasına sıkışmış, neredeyse gözden kaybolmuş bir açıklama vardı, siyasetçi birinden. Belki de çoğunuz okumadan geçtiniz ve daha sıcak ama karın doyurmayan sığ siyaset oyunlarıyla ilgili haberlere yoğunlaştınız. İlginçtir, bir iktidar milletvekili barınma sorununu ve kira seviyesini gençlerin artık aileleriyle birlikte yaşamak istememelerine ve ayrı eve çıkma eğilimlerine bağladı. Ardından da partilerini barınma konusunda eleştirmenin haksızlık olduğunu vurguladı. İlk bakışta bu, sıradan bir siyasi açıklama gibi görünebilir. Oysa birkaç cümlenin içine, iktidarın barınma sorununa nasıl baktığını gösteren oldukça önemli bir anlayış sığıyor.
Modern toplumlarda gençlerin ailelerinden bağımsız bir hayat kurabilmesi, eğitim ve iş olanaklarının peşinden başka kentlere gidebilmesi, yeni sosyal ve ekonomik ilişkiler kurabilmesi yalnızca bireysel bir tercih değildir. Aksine, bu ekonomik hareketliliğin, üretkenliğin ve kalkınmanın da temel dinamiklerinden biridir.
Zaten şehir ekonomileri ve bölgesel kalkınma üzerine yapılan çalışmaların önemli bir bölümü, işgücü mobilitesinin ekonomik gelişmenin temel unsurlarından biri olduğunu gösterir. İnsanların işin, eğitimin ve daha yüksek verimliliğin olduğu yerlere hareket edebilmesi, zaman içinde bölgeler arasındaki ücret farklarının azalmasına, ekonomik fırsatların yayılmasına ve özellikle orta ve üst-orta gelir gruplarında refah düzeylerinin birbirine yaklaşmasına katkı sağlar. Barınmayı zorlaştıran bir yapı ise bu hareketliliği sınırlar... İnsanı işin olduğu yere değil, yaşayabildiği yere bağlar. OECD verileri bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor.

26