Râbi'a-i Adviyye hazretleri buyurdu ki: "Bizim tövbelerimiz, başka bir tövbeyi gerektirir."
Şeyh Yeşrûtî hazretleri büyük velîlerdendir. Şâzilî tarîkatının önde gelenlerinden sayılır. 1897 (H.1315) senesinde Şam'da doğdu, Akka'da vefât etti. Şâzilî büyüklerinden Muhammed Zâhir Efendinin terbiyesinde yetişti. Kendisinden icâzet alıp Akka'ya gitti ve orada bir dergâh inşâ edip insanlara ilim ve edeb öğretmeye başladı.
Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:
Muhammed bin Ali el-Kettânî'ye İbn-i Atâ: "Tövbe, iki tanedir. Birincisi; inâbe tövbesi, diğeri; isticâbe tövbesi. İnâbe tövbesi; kulun akıbetinden korkarak, tövbe etmesi, isticâbe tövbesi; kulun Allahü teâlânın kereminden hayâ ederek yapılan tövbedir" buyurdu.
Ebû Bekr Râzî (radıyallahü anh) şöyle nakleder: Ebû Bekr Beykendî'den duydum. Buyurdu ki: "Tövbe: Kulun, Allahü teâlâya karşı cür'ette bulunduğunu bilmesi, günahından dolayı kendisini yere batırmayacak, ateşte yakmayacak kadar Rabbinin halîm olmasını görmesidir. Sonra tövbe edip, bir daha ona dönmemesidir."
Hasen (radıyallahü anh) anlattı: "Allahü teâlâ Âdem'in (aleyhisselâm) tövbesini kabûl ettiği zaman, melekler onu tebrik ettiler. Cebrâil ve Mikâil (aleyhimesselâm) yanına indiler.
-Ey Âdem! Gözün aydın, Allahü teâlâ tövbeni kabûl etti, dediler. Bunun üzerine Âdem aleyhisselâm
-Yâ Cebrâil! Bu tövbemden sonra ben tekrar hesaba çekilirsem hâlim ne olur deyince, Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâma:
-Ey Âdem! Senin zürriyetine, tövbeyi miras bıraktım. Onlardan bana kim senin yaptığın duâ gibi duâ ederse, senin yalvarmanı kabûl ettiğim gibi, onunkini de kabûl ederim. Kim benden isterse, ona veririm. Çünkü ben, kullarıma yakınım ve onların isteklerini kabûl ederim, diye vahyetti."

2