Ehl-i sünnet fırkası,dört mezhebe ayrılmıştır

Dört mezhep aynı inançta birleşse de işlerde farklılaşıyor; peki müctehidin yanılması sevap sayılırken, ümmet neden bu çeşitliliği tartışma konusu yapıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, İslam'ın dört mezhebinin inanç bakımından birleştiğini ancak ibadet ve işlerde farklılaştığını açıklayarak, müctehidin çalışması sırasında yapabileceği hataların bile sevap getireceğini vurgular. Bu açıklama, mezhep çeşitliliğinin İslam'ın esnek ve şefkatli yapısından kaynaklandığını göstermek için sunulmuştur. Ancak tarihsel olarak bu mezhep farklılıkları birbirini reddetmeyen bir zenginlik midir, yoksa ümmetin parçalanmasının başlangıcı mıdır?

İslâm milletinde dört mezhep imamı; büyük, herkesçe kabûl edilmiş, inanılır müctehidlerdir.

Şeyh Derdîrî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi ve Halvetiyye yolunun büyüklerindendir. 1715 (H.1127) senesinde, Mısır'da doğdu. 1786 (H.1201) senesinde Kâhire'de vefât etti. Câmi-ul-Ezher'de ilim tahsîl etti. Zamânının en büyük âlimlerinden ders aldı. Hocalarının hepsinden icâzet alıp fetvâ vermeye başladı. Bir dersinde şunları anlattı:

Ehl-i sünnet fırkası, iş ve ibâdet bakımından dört (Mezhep)e ayrılmıştır: Birincisi, (Hanefî mezhebi) olup, İmam-ı a'zam Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit mezhebidir. Hanîf, doğru inanan, İslâmiyete sarılan kimse demektir. Ebû Hanîfe, hakîkî Müslümanların babası demektir. İmâm-ı a'zamın, Hanîfe adında bir kızı yoktu...

Ehl-i sünnetin dört mezhebinden ikincisi, (Mâlikî mezhebi) olup, İmam-ı Mâlik bin Enes mezhebidir.

Üçüncüsü, (Şâfi'î mezhebi) olup, imam-ı Muhammed bin İdrîs Şâfi'î mezhebidir. İmâmın dedesinin dedesi olan (Şâfi') hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan olduğu için, kendisine ve mezhebine Şâfi'î denildi.

Dördüncüsü (Hanbelî mezhebi) olup, Ahmed ibni Hanbel mezhebidir... Bu dört mezhep, îtikatça, birbirinden ayrı değildir. Hepsi Ehl-i sünnet fırkasında olup, îmanları, inanışları, dinlerinin temeli birdir. İslâm milletinde bu dört imam; büyük, herkesçe kabûl edilmiş, inanılır müctehidlerdir. Yalnız şeriat yâni iş bakımından, bazı ufak şeylerde ayrılmışlardır. Şöyle ki:

Allahü teâlâ ve Peygamberi, müminlere merhamet ettikleri için, bazı işlerin nasıl yapılacağı, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmedi. [Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmayanlar günaha girer, kıymet vermeyenler de kâfir olurdu. Müminlerin hâli güç olurdu. ] Böyle işleri, açık bildirilmiş bulunanlara benzeterek işlemek lâzım olur. Din âlimleri arasında, işlerin nasıl yapılabileceğini, böyle benzeterek anlayabilenlere, (Müctehid) denir. Müctehidin, bir işin nasıl yapılacağını anlamak için, son gayreti ile uğraşarak görüşüne, doğruya en yakın zannına göre amel etmesi, kendine ve ona uyanlara vâcib olur. Yâni, âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, böyle yapmayı emretmektedir.