"Allah'tan, onuntalebem olmasını istedim..."

"Şu anda Kostantiniyye'de birisine Allahü teâlânın hidâyeti yetişti ve Müslüman olmak istiyor."

Şerefüddin Hakkârî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1074 (H. 467) senesinde Lübnan'da Ba'lebek'te doğdu. 1162 (H 557) senesinde Hakkârî'de vefât etti. Abdülkâdir-i Geylânî ve birçok zatın derslerinde yetişerek icazet aldı ve Hakkârî'ye giderek bir dergâh açtı, çok talebe yetiştirdi. Bunlardan Şeyh Lâhık, hocasının bir kerametini şöyle anlatır:

Bir gün Şerefüddin Hakkârî'nin huzurunda idik. Bize bir şeyler anlatıyordu. Bir ara batı tarafına yönelip; "Bize gel, bize gel!" dedi ve konuşmasına devâm etti. Bir müddet sonra ikinci defâ; "Bize gel, bize gel!" dedi. Bu sırada talebelerinden birisi; "Efendim! Bize gel, bize gel, buyurdunuz bunun mânâsı nedir" diye sordu. "Şu anda Kostantiniyye'de (İstanbul'da) birisine Allahü teâlânın hidâyeti yetişti ve Müslüman olmak istiyor. Oradan, kendisine İslâm'ın emirlerini öğretecek birini aramak için yola çıktı. Oradakiler yolundan çevirmek için uğraştılarsa da muvaffak olamadılar. İşte bunun için onu yanıma çağırıyorum. Allahü teâlâdan, onun talebelerimden olmasını istedim. Allahü teâlâdan onun hemen buraya ulaşmasını diliyorum" buyurdu... Bu sebeple iki gün Şerefüddin Hakkârî'nin yanında kaldık. Üçüncü gün ikindi namazı vaktinde Şeyh bize döndü; "Kalkınız Konstantiniyye'de Allahü teâlânın hidâyet buyurduğu kardeşinizi karşılayınız" buyurdu. Zâviyeden dışarı çıktığımızda o zâtın dağdan aşağı doğru inmekte olduğunu gördük. Üzerinde papaz elbisesi vardı. Şerefüddin Hakkârî'nin huzuruna girip Müslüman oldu... Şerefüddin Hakkârî ona; "İsmin nedir" diye sordu. "Abdulmesîh." dedi. Ona Abdullah ismini verdi. Şerefüddin Hakkârî'nin yanında kaldı. Şerefüddin Hakkârî hazretleri ona namazın şartlarını ve İslâm'ın diğer emirlerini öğretti. Kur'ân-ı kerîmden bir mikdâr ezberletti. Nihâyet sâlih bir Müslüman oldu. Sonra onu İrşâd etmesi, insanlara doğru yolu göstermesi, terbiye etmesi, onlara Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını öğretmesi için Acem taraflarına gönderdi. Orada hocası Şerefüddin Hakkârî'nin ismini koyduğu bir zâviye yaptı. Pekçok talebe yetiştirdi...