"Zararlı Cemiyetler"i yok etmenin yolu "takva esaslı" bir Cemiyet olmaktır

Dünya hayatının başı ve sonu yalnızlıktır. İnsan, yalnız doğar, yalnız ölür. "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize yalnız geleceksiniz" (Enam, 94). Ama bu iki yalnızlığın ortası çokluktur. "Sizi kavim ve kabilelere ayırdık" (Hucurat, 13). Çokluk ise bir yanıyla çeşitlilik anlamına gelir. Diller, renkler, karakterler, ilgiler, zevkler, endişeler, idealler, hedefler ortaklaştığı oranda farklılaşma sebebi de olurlar. Bir toplumun kapsayıcı çatısı altında çeşitli cemaatlerin, sosyal kümelerin, mesela bugünlerde gündemde olan tarikatların, siyasal, kültürel ve kimliksel öbekleşmelerin olması işte sözünü ettiğimiz bu varoluşsal yasadan kaynaklanır. Buna, insanın sosyalleşme yasası da diyebiliriz.

Sosyologlar ve bazı Müslüman alimler insanın doğuştan sosyal bir varlık olduğunu söylüyorlar. Bazı Müslüman alimler ise sosyalliğin doğuştan gelen bir özellik olmayıp, doğuştan gelen bir başka özelliğin sonucu olduğunu söylerler. Yani insan doğuştan gelen yalnızlığına son vermek için sosyalleşir. Onlara göre "insan yalnızlığını gidermek için tabiatı itibariyle istihdam etme özelliğine sahip kılınmıştır". Önce yakın çevresini, mesela annesini, babasını, ailesini beslenme, barınma, himaye gibi hususlarda istihdam eder. Ayrıca bedeninin organlarını, elini, ayağını, gözünü vs istihdam eder. Yetmedi, aletler icat edip kullanır. Hayvanları istihdam eder, onların çeşitli özelliklerinden yararlanır. Hemcinslerini istihdam eder. Sosyalleşme, bütün bunların sonucu olarak ortaya çıkar. Yukarıda sosyalleşme ile ilgili olarak yer verdiğimiz her iki teori açısından da sonuç aynıdır aslında.

İnsan tabiatının bu özelliğinden dolayı çeşitliliği, çeşitlenmeyi, farklı gerekçelerle kümelenmeyi yok etmek imkansızdır bu yüzden. Çünkü insan canlı cansız çevresine muhtaçtır. Ortak ihtiyaçlar kümelenmeyi kaçınılmaz kılar. Gerçi aksini deneyen Faşizm, Komünizm gibi ideolojiler, hükmettikleri insanları tek tipleştirmek isteyen rejimler ortaya çıktılar. Ama sonunda tabiatın geçit vermez duvarına toslayıp tuz buz oldular. Kıstıkları çoğulculuğun sesi şimdilerde kulakları sağır ediyor.

Şu halde çeşitliliğin bir çerçevesi, tabi olacağı bir yasası, bir düzeni yok mu Madem tabiatta çeşitlilik vardır ve madem bu çeşitlilik önlenemez, "bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" mi diyeceğiz Bu başıboşluk uğultusu kulakları sağır etmeye devam mı etsin İnsan tabiatı, bu başıboşluğa fırsat vermemek için kapsayıcı, kuşatıcı (Cami) devlet olgusunu ilham etmiştir insanoğluna. Devlet, tabiatı gereği çoğalan, çeşitlenen, farklılaşan insanları gölgesine alan kapsayıcı (cami) bir üst çatı konumundadır. Genel ve tabii misyon itibariyle söylüyorum. Yoksa aksine davranan, insanı tekliğe müncer etmek için didinen devlet örnekleri de az değildir. Ancak biz, eşyanın ve insanın tabiatıyla uyumlu devlet kavramından söz ediyoruz.