Tarihi şahsiyetleri tek bir zaviyeden değerlendirmek her zaman isabetli sonuçları vermez. Tek bir zaviyeden yapılan herhangi bir değerlendirme bütünüyle doğru olsa da eksik olur kaçınılmaz olarak. Çünkü doğru değişkendir. Herkesin doğrusu farklı olabilir. Her zaman ve her yerde herkese göre değişmeyen doğruya ise hak denir. Hak, yani değişmez doğruya ulaşmak herkesin hedefi olmalıdır. Özellikle siyasetçiler, aydınlar, entelektüeller, alimler ve kanaat önderleri hakkın peşinde olmak gibi bir yükümlülük altındadırlar. Onlar da şahıslarının, toplumlarının, devletlerinin doğrusuyla, algısıyla yetinirlerse sıradan insanın hakka ulaşması imkansız hale gelir.
Bunu söylememin nedeni, Kürt-Türk ittifakı bağlamında gündeme gelen İdris-i Bitlisi ile Yavuz Sultan Selim etrafında dönen tartışmalardır. Bu da PKK'nın kendini feshedip silah bırakmasının ve dolayısıyla kardeşliğin tahkimi sürecinin Çaldıran Savaşı sırasında İdris-i Bitlisi ile Yavuz arasında gerçekleştirilen ittifaka benzetilmesinden kaynaklanıyor. Şahsen ben de sık sık ortak tarihimizde yaşanan bu hayırlı olaya göndermede bulunur, bunun çağdaş bir versiyonunun gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu söyleyip dururum. Malazgirt sürecinde ve Kurtuluş Savaşı günlerinde gerçekleşen bereketli birliğe de işaret ederim. Bu değerlendirmelerimin hiçbirinde Yavuz'un Çaldıran seferi sırasında gerçekleştiği iddia edilen "Alevi katliamı" aklımın ucundan bile geçmez. Yani bu ittifaka işaret etmemi gerektiren sebep, o süreçte Alevilere karşı yapıldığı söylenen katliamlar değildir. Olamaz. Benim ve bu arada başka bazı kimselerin asıl önemsedikleri şey, gerçekleşen Kürt-Türk ittifakının İslam ümmetinin siyasal birliğinin oluşmasına giden sürecin kapısını açmış olmasıdır. Bu yaklaşımın hiçbir yerinde ima yoluyla da olsa Alevilere yapıldığı iddia edilen katliamların olumlanması gibi bir gönderme söz konusu değildir.
Neticede Yavuz da Bitlisi de tarihte yaşamış ve yapıp ettikleriyle hala gündemde olan şahsiyetlerdir. Elbette Yavuz ve Bitlisi'nin Osmanlı hinterlandında yaşayan topluluklar için bir anlamı var. Aynı şekilde Safevi devleti, bu devletin sınırları içinde yaşayan topluluklar veya sınırları içinde yaşamamakla birlikte onun iddiasını benimseyen kesimler ve hatta bugünkü İran, dolayısıyla Aleviler ve Şiiler açısından da bir anlamı var. Olgu aynı ama algı farklıdır da diyebiliriz buna. Bu durum, doğrunun, zamana, mekana, kişiye göre değişebileceğine ilişkin tespitimizle de örtüşmektedir. Dolayısıyla bugün ülkemizde yaşadığımız ittifakı, pekiştirilen kardeşliği Yavuz-Bitlisi ittifakına benzetiyoruz ama bu, o süreçte Alevilerin gördükleri zararları memnuniyetle karşıladığımız veya sırf bundan dolayı söz konusu şahsiyetleri öne çıkardığımız, hele hele bugün de benzerinin yapılmasını arzu ettiğimiz anlamı çıkmaz.

14