"Şeytan doldurur"

Son yıllara kadar genellikle ABD'den gelirdi silahlı okul baskınlarına dair haberler. Bazen de diğer Avrupa ülkelerinden. "Bir çocuk babasının tüfeğini alarak okuduğu okula saldırdı. Şu kadar çocuk öldü, şu kadarı da yaralandı" diye. Ekranlara yansıyan polis araçlarının siren sesleri arasında hepimiz gururla söylerdik "Bizde böyle şeyler olmaz" diye. Geçen sene Urfa ve Maraş'ta benzeri olaylar yaşanınca "Nasıl olur Hani bizde olmazdı" demeyenimiz kalmamıştır herhalde. Tabi herkes kendince bazı nedenleri dile getirmeye başladı. Bu arada Amerika'daki bu tür olayları değerlendiren her konunun uzmanı, kadrolu analistlerin saptamaları da bütün ekranların ufuklarını kaplıyordu. "Efenim, bütün bunların sebebi Amerika'da bireysel silahlanmanın serbest olmasıdır" diye çok önemli bir saptamada bulunmuş edasıyla genizden çıkan sözlerinin bütün tınısı "ben bilirim bu işleri" mesajını vermeye ayarlı olurdu. Sonra aynı zevat bizdeki olayları da ele almaya başladılar. "Ama bizde bireysel silahlanma serbest değil ki" itirazına bir cevapları yoktu tabi. Kimsenin anlamadığı kavramlarla yaptıkları yüksek analizler incir çekirdeğini doldurmamış olacak ki birkaç gün önce Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir lise yakınında yine bir çocuk tarafından bir saldırı düzenlendi. 11 çocuk yaralandı. Ben eminim, bu haberi duyunca, beyni irfandan yana boş kalmış bazı ultra çağdaşın dudaklarından "Aman tanrım! Nihayet medeniyetin bu seviyesini de yakaladık" cümleleri dökülmüştür, en azından içlerinden geçirmişlerdir.

Turgutlu'daki hadisede benim dikkatimi çeken şey, silahın, çocuğun "anneannesi"nin üzerine kayıtlı olması oldu. Resmi açıklama böyle. Hayır, silahın bir kadının üzerine kayıtlı olmasından bahsetmiyorum. Olabilir. Ben başka bir şey söylemek istiyorum. Şu "babaanne" ve "anneanne" kelimeleri bende "nine" sıcaklığını çağrıştırmıyor. Daha çok babanın ailesi ile annenin ailesi arasındaki statü farkını çağrıştırıyor gibi geliyor bana. Biraz da estetikte kızları ve gelinleriyle yarışan bir kısım "babaanne ve anneanne" tiplerini akla getirir. Oysa "nine" hem babanın hem annenin ailesini eşitleyen sıcak bir kavramdır ve geniş ailede terbiye misyonunu üstlenmiş tecrübeyi barındırır. Bu yüzden "eğer Turgutlu'da "nine"nin yerini "anneanne-babaanne" almasaydı, belki de bu çocuk o cinayeti işlemeyecekti" dedim. Eğer "nine" olsaydı, o çocuk o silaha dokunmazdı. Mutlaka ninesi kaç kere onu uyarır, dokunma, "şeytan doldurur" der, çocuğu böyle boş bırakmazdı. Şeytan bu, sadece boş silahı değil, ninenin uyarısından bihaber boş çocuğu da doldurur çünkü.

Bizim evin duvarında genellikle bir tüfek asılı olurdu. Köylük yer, hırlısı var, hırsızı var, kurdu var, çakalı var. Tüfeği elime alacak boya ulaştığımda, asılı olduğu yerden indirip bakmaya yeltenirdim. Ama her seferinde ninem, "dokunma, şeytan doldurur" diyerek beni engellerdi. Oysa tüfek her zaman boş olurdu. Ben ninemin inanarak söylediği bu sözüne inanırdım. Çünkü görmüş geçirmiş ninem, şeytanın kalpte, zihinde, hayatta oluşan boşlukları doldurmak hususunda fevkalbeşer bir beceriye sahip olduğunu bilecek irfana sahipti. İnanır mısınız, ninemin bu uyarıları yüzünden askere gidinceye kadar elime silah almak istemezdim ve eğer bir şekilde dokunmak, bakmak durumunda kalsaydım bile her seferinde şeytanın boş silahı doldurmasından ciddi ciddi endişe ederdim. Nitekim askerde de komutanlarımız boş da olsa "silahı kimseye doğrultmayın" diye sıkı sıkıya uyarırlardı. "Demek ki komutanlar da nine terbiyesinden geçmişler" diye düşünürdüm.