Tek parti iktidarının başlattığı ve sonrasında on yılda bir gerçekleşen darbelerin dayattığı seksen yıllık uygulamalar karşısında Türkiye sosyolojisinin farklı kesimlerinin tutumunu bu üç kelimeyle özetlemek mümkündür.
Birinci dünya savaşı ve sonrasında, kurtuluş savaşı ve cumhuriyetin ilanı sırasında toplumu bir arada tutan, motive eden, harekete geçiren çatı kimlik, Müslümanlıktı. İnsanlar, bütün farklılıkları, Sünniliği, Aleviliği, Türklüğü, Kürtlüğü doğal mecralarında bırakmış, kendilerini İslam kimliğiyle ve onun yüzyılların ürünü olan sosyolojik kavramları ve kurumlarıyla ifade ediyorlardı. Cumhuriyetin ilanından sonraki tek parti uygulamaları karşısında gelişen tepkiler de büyük ölçüde bu çatı kimliğin ifadesi olarak belirginleşti nitekim. Toplum, Müslüman kimliği itibariyle şaşkındı. Bu durum uzun yıllar devam etti. Tek parti iktidarına karşı ilk on yıl içinde uç veren itirazlar, büyük ölçüde bu çatı kimlikle irtibatlıydı, yani Müslümanlık referansıyla gerçekleşiyordu. Şaşkınlığın, her an için, durumu sahih anlamda kavrama potansiyeli vardı ve bu da tek parti iktidarı için büyük bir tehdit demekti.
Bu tür küçük ve parçalı itirazların toplumun tümüne sirayet etme, dolayısıyla iktidar açısından önü alınamaz bir muhalefete dönüşme ihtimali, birtakım tedbirleri almayı gerektiriyordu. Böl ve yönet...bu taktiğin iş gördüğü tarihsel örneklerle kanıtlanmıştı. O yüzden Müslümanlık çatısı altında bir araya gelen ve mesela kurtuluş savaşını bu kimlikle veren Türkiye toplumunda, siyaset sahnesinde yeni kavramlar öne çıkmaya başladı. Türkçülük, Kürtçülük gibi. Türkçülüğü motive eden şey, bölünme endişesiydi. Kuşkusuz bu endişe, öyle marazi bir fobiden kaynaklanmıyordu. Daha dün sayılacak bir zaman diliminde sahip olunan toprakların kat be kat fazlası kaybedilmişti. Bu yüzden Türk kesiminin derin bir endişeye salınması pek zor olmadı. Tabi, daha önce gerçekleşen bölünmeleri göz ardı eden bir hedef saptırma da gerçekleştirildi. Hayali bir bölünme korkusu pompalandı. Bunun gerçek olduğunun kanıtı olarak da Kürtleri en hafifinden rahatsız edecek uygulamalara başvuruldu. Dil ve kimlik yasağı gibi. Böylece bölünme endişesi empoze edilen Türklere, bunun gerçek olduğunun göstergesi olarak Kürtlerin söz konusu tepkileri gösterildi. Kürtlere de tek parti uygulamalarının aslında Türklerin isteği olduğu telkin edildi.
Amaç, bölünme endişesine kapılan Türklerin, dilleri ve kimlikleri yasaklandığı için kırgın olan Kürtlerin tek parti için asıl tehdidi oluşturan İslami kimlikten uzaklaşmalarını sağlamak ve neticede Türklerin endişesini ve Kürtlerin kırgınlığını bir düşmanlığa dönüştürmekti. Son kırk elli senelik şiddet ortamı, bunun için kurgulandı.

18