Ölümcül "Hırs" dikeni

Çölde, Türkçe'de "deve dikeni" dediğimiz Arapça'da "hırs" (حرص) adı verilen dikenli bir bitki var. Develer bu bitkiyi çok severler. Tabi deve bu dikenli bitkiyi yemeye başlayınca dikenler diline batarak kanatırlar. Kendi kanının tuzlu tadı hoşuna gider. Bu yüzden yemeye devam eder. Yedikçe kanama artar, kanadıkça daha fazla yer ve sonunda kan kaybından ölür. Türkçe'de de kullandığımız "Hırs" kelimesi buradan gelir. "Hırs" zamansız, ölçüsüz, sınırsız ve doyumsuz açgözlülük anlamındadır. Kaynağı da insanın doğuştan sahip olduğu bazı özelliklerin, duyguların, arzuların ölçüsüz, yersiz, sınırsız kullanılmasına ilişkin tutkulu arzudur. Oysa insanın sahip olduğu bazı özelliklerin, duyguların kullanım alanı bu dünya hayatı değildir. İnsan sadece bu isteklerin, arzuların, duyguların dünya hayatında ihtiyaç duyduğu kadarıyla "nasiplenmelidir".

Kur'an'da sınırsız mal hırsına kapılan, tarihin en ünlü zengini Karun'un kıssası şöyle anlatılır:

"Karun Musa'nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez. Allah'ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez" (Kasas, 76-77). Karun'un kavmi, Allah'ın verdiği nimetlerin dünya hayatında sınırsız bir şekilde kullanılmak üzere bahşedilmediğini, bunların "ahiret yurdu"na yönelik olduğunu, çünkü orada işe yaradıklarını, dünya hayatında ise onlardan ancak ihtiyaç oranında yararlanılacağını "dünyadaki nasibini unutma" diyerek hatırlatıyor. İnsanın yaratılış süreci bunu somut olarak ortaya koyan örnekler barındırır.

Ana rahmini düşünün. Bebek bu daracık hayat alanında, kesinlikle işe yaramayan, olsa olsa en alt düzeyde istifade edebildiği organlara sahiptir. El, ayak, kulak, göz vs gibi. Bir bebeğin farz-ı muhal o organları ana rahminde kullandığını, kullanabildiğini, mesela koşup zıpladığını düşünün, oradaki hayat düzeni altüst olur, bozulur ve sonunda kendisi de bu hırsının kurbanı olur.

İnsan, bu dünya hayatında sonsuza kadar yaşamak, olabildiğince mal sahibi olmak, en güzel, en yakışıklı olmak, kimsenin karşı koyamadığı bir güce kavuşmak, bütün arzularının eksiksiz gerçekleşmesini sağlamak, sınır tanımayan bir cinsellik yaşamak gibi duygulara sahiptir. Oysa ana rahmindeki bebeğin dünya hayatına hazırlık maksadıyla kendisine verilen organlardan en alt düzeyde, ihtiyaç duyduğu kadar istifade etmesi gibi, bu duygulardan ihtiyaç oranında istifade etmek dünya hayatının düzenini korur ve insan da bu güçlerini sınırsız kullanabileceği ahiret hayatına kadar olabildiğince mutlu bir hayat sürdürür. Ne var ki insanların çoğu "ahiret yurdu"nu unutur veya hiç inanmaz. Oysa ana rahminde el, ayak vs dünya hayatının varlığının delili olduğu gibi, sonlu ve sınırlı dünya hayatındaki sonsuz, sınırsız duyguların varlığı da sonsuz ve sınırsız ahiret hayatının delilleridir.