"Nazar değmesin"

Adı çok mahalle anlamına gelen bir köyde doğdum: Pêrtax. Önceleri üç dinin mensuplarının her birinin ayrı mahallesi varmış bizim köyde ve bu yüzden bu adı almış, büyüklerin anlattıklarına göre. Müslüman Kürtler, Hristiyan Ermeniler ve Yezidi Kürtler. Ben çocukken Ermeniler ve Yezidiler yoktu. Ama mezarlıkları duruyordu. Köyümüzün doğu tarafında Xaçan (Haçlar) düzlüğünde Ermeni mezarlığı, batısında Gorên Êzdiyan (Yezidi mezarları) ve kıble tarafında Müslüman mezarlığı vardı. Bu iç içelik ve bu bir arada barış içinde yaşama kültürü, Anadolu'nun her tarafında mevcuttur.

Dedemin Bitlis'in Norşin (Güroymak) ilçesinde mukim Nakşibendi şeyhinin (Mala seyda diyordu) müridi olduğunu bu köşede kaç kere yazmıştım. Şeyhini ziyarete gidip geldiğinde gördüklerini, duyduklarını, başından geçenleri anlatırdı. Bir keresinde Norşin'den dönerken Ahlat'ta bir Türkmen'in kayısı bahçesinin yanından geçer. Bahçe sahibi ona biraz kayısı verir. Söylediğine göre aç karnına yediği kayısılardan rahatsız olur. At sırtında yolculuk yaptığı için de karnı iyice şişer. Yolda tarlasını sürmekte olan bir Ermeni'ye rastlar ve anlatır derdini. O da biraz peynir getirir ve "bunu ye, bir şeyin kalmaz" der. Hakikaten yedikten sonra bir şeyim kalmadı diye anlatmıştı dedem.

Kavgaları da olurmuş bazen. Anlattığına göre bir kere ot biçme zamanı Ahlat'a gitmiş. Tarla sahibi Türkmen. Yevmiye olarak 18 kuruşa anlaşmışlar. İş bitiminde adam tarlayı çabuk bitirdiniz bu yüzden 15 kuruş vereceğim, demiş. Dedemden duyduğum tek Türkçe cümleyi o zaman kullanmış. Tırpanımı ot biçecek gibi tuttum ve tarla sahibi ile adamlarına "heppınızi ot kimin biçerem" dedim. Adam paramızı verdi ve oradan ayrıldık, demişti.

İlkokula daha başlamamıştık. Köyden üç kafadar ilçeye giden babalarımızın peşinden yola koyulduk. Çocuk aklı. İkindi vakti koca bir şehir göründü uzakta. Hemen önümüzde de büyük bir ırmak akıyordu. Nehrin kenarında kuzuları otlatan çocuklar. Koşup yanımıza geldiler. Bir şeyler söylediler, anlamadık. Erciş'e gideceğiz dedik, onlar anlamadılar. Hayatımda ilk defa isimlerini çokça duyduğum Türklerle ve Türkçe ile karşılaşmıştım. Birinin koltuğunun altında kalınca bir tandır ekmeği vardı. Ara ara bir parça koparıp yiyordu. Sabahtan beri bir şey yemeden yol yürümüştük. Gözümü ekmekten alamıyordum. Çocuk bunu fark etti ve ekmeğin yarısını bana uzattı. Dizlerimize takat gelmişti. Sonra geri dönmeye karar verdik. Ekmeğini benimle paylaşan Türk çocuğu hayatım boyunca unutmadım.