Narkoz ve ağrıkesici medeniyeti

Batı medeniyeti hastalık zerk edip tedavi narkozuyla maskeliyor mu, yoksa bu, modernleşme çağında kaçınılmaz bir dönüşüm mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Batı medeniyetinin insanlığın varoluşsal ahengini bozduktan sonra uyuşturucu narkozla tedavi etme taktikasını eleştiriyor. Bu iddiayı Osmanlı'dan günümüze Türkiye'nin monarşiden demokrasiye, homojen topluluğa ırk-mezhep ayrılmasına geçişinde Batılı kavramlar şırıngalanmasıyla örneklendiriyor. Ancak, yazarın tanıştığı tüm Batılı teknoloji ve kurumları reddetmeden eleştirisi hangi çerçevede kalmalıdır?

Kur'an'da, insanların yeryüzünde dağılışları ile ilgili olarak kullanılan (ذرأ/Zeree) -tohum serpme, saçma- fiilinin, anlamı itibariyle sosyolojinin akışıyla bir ahenk oluşturduğunu ve İslam'ın insanın önüne koyduğu vizyonun da bu varoluşsal ahengi tamamladığını vurgulamıştık önceki yazımızda. Buna karşılık Batı medeniyetinin ifsat edici bir yaklaşımla bu ahengi bozduğuna da işaret etmiştik. Ancak Batı medeniyetinin bu ifsat edici, varoluşsal ahengi bozucu yaklaşımını etraflıca ele almaya, örneklendirmeye yazının kapasitesi itibariyle imkanımız olmamıştı. O yüzden konunun bu yönüne dair bir yazı yazmanın gerekli olduğunu düşünüyordum ama Batı medeniyetinin ifsat edici müdahalesi için uygun bir kavram da bulamıyordum doğrusu. Bir okuyucunun Batı medeniyetine yönelik bu eleştirel yaklaşımıma karşı gönderdiği "batının icat ettiği narkozu ve ağrıkesiciyi kullanma da görelim" demeye getirdiği mesajı, nasıl desem, Hızır gibi yetişti. Okuyucu, Batı medeniyetinin vazgeçilmezliğini, karşı konulmazlığını kast ediyordu aslında, ama verdiği örnek batının zihinlerde böyle bir imaj oluşturmak için kullandığı düşünsel narkozu ve ağrıkesici gibi palyatif tedavi yöntemini de ele veriyordu. Elbette Batı medeniyetinin birçok olumlu tarafı var ve insanlığa birtakım katkılar sunmuştur. Hiçbir medeniyet sadece iyi veya yalnızca kötü değildir. Fakat batının insanın, sosyolojinin, eşyanın ahengini bozduktan sonra uyuşturucu vererek tedavi (!) etme tarafı, her zaman daha baskındır. Okuyucu, gazetedeki fotoğrafta ceketli olmamı da batının her taraftan bizi kuşattığını, bir giysi gibi bürüdüğünü de anlatmak istiyordu. "Avrupa üzerine doğan İslam güneşi" kitabına bakıp "ceket"in hangi dilden ve hangi medeniyete ait olduğunu öğrenmesini salık verecektim ama Batı narkozunun tesiri altında bunu anlayamayacağını düşünerek vazgeçtim.

Beni asıl dilhun eden şey, İlahiyatçı olduğu anlaşılan bir okuyucunun, yazının akışı içinde birtakım Batılı "düşünürler"den alıntı yapmamamdan, batılı kavramları kullanmamamdan olsa gerek, yazıyı pek bilimsel, yeterince akademik bulmamış olmasıydı. Bu gibi aksı kırık, şaftı kaymış, narkozun ve ağrıkesicinin etkisi altındaki pür bilimsel kimselere hiçbir nasihatin fayda sağlayamayacağını bildiğim için görmezden gelerek konuyu kapattım.

Hatırlarsanız, yazımızda Arapçada bitkiler için (زرع) -zerea- fiilinin kullanıldığını belirtmiştik. Narkoz ve Ağrıkesici kavramları yan yana gelince, "zerea" ile akraba olan ve bünyeye yabancı bir maddeyi dışarıdan şırınga etmek anlamına gelen (زرق) -zereka- fiilinin kullanıldığını hatırladım. Batıyı bundan daha iyi anlatan bir kavram olamazdı. Önce hastalık zerk ediyor, sonra tedavi ediyorum diye narkoz ve ağrı kesici şırınga ediyor çünkü.