Menım gözüm senden su içmir

Günlerdir Azerbaycan'da orta öğretimde uygulamaya konulan başörtüsü yasağı konuşuluyor. Daha dün gibi yakın bir zamanda başörtüsü yasağını yaşayan Türkiye'de haklı olarak bazı tepkiler yükseldi. Bu yasağın ülkemize verdiği maddi ve manevi zararlar, mağduriyetler, mazlumiyetler hatırlatılarak Azerbaycan devletinin bu yanlışta ısrar etmemesi temennisinde bulunuldu. Ancak bazı Azeri medya kuruluşlarının kullandığı tepkisel dil yadırgatıcıydı. Açıkça söylemek gerekirse çok sertti. Tabi Azerbaycan'ı anlamak lazım. Kendilerini adeta kuşatılmış gibi hissediyor olabilirler. Haritaya baktığımız zaman bunu görmek mümkündür. Güneyinde, Azerbaycan devletinden daha fazla Azeri nüfus barındıran, dolayısıyla Azerbaycan ile başka herhangi bir ülkeden daha fazla tarihsel, kültürel ve dini bağlara sahip İran devleti yer alıyor. Unutmamak gerekir ki bugünkü Azerbaycan, 19. Yüzyılın ilk yarısında Rus imparatorluğu ile İran arasında meydana gelen bir savaşın sonunda Rusya'ya verilmiştir. Yani daha dün sayılacak bir tarihte. Bu yüzden kaç kere, İran'ın Azerice yayın yapan televizyonlarından "eğer bir birleşme olacaksa Azerbaycan'ın anavatan, yani İran'a katılması gerekir" gibi cümleler duymuşluğum var. Azerbaycan'ın bu bağlamda kendini baskı altında hissetmesi doğaldır. Aynı şekilde yeniden Sovyet imparatorluğunu canlandırma niyetini sergileyen bugünkü Rusya'nın da Azerbaycan açısından yakın bir tehdit ve endişe kaynağı olduğu açıktır. Azerilerin Ruslarla acı hatıraları var. Sovyetlerin dağılma sürecinde Rus tanklarının Bakü'yü ezip geçtiklerini, büyük bir katliam yaptıklarını hiçbirimiz unutmuyoruz. Anadolu Türkleriyle soy birliği ve dillerin birbirine çok yakın olması da çok kere bütünleştirici, aynileştirici bir etken olarak görülse de çoğu zaman özellikle Azerbaycan tarafında endişe kaynağı olarak algılandığı da bilinmektedir. Nitekim bunu bir tehlike olarak görmüş olacaklar ki ilk başlarda Azerbaycan televizyon kanallarında Türkiye menşeli sinema filmleri ve diziler herhangi bir dublaj yapılmadan doğrudan Anadolu Türkçesiyle yayınlanırken, bu uygulama yasaklanmış ve mutlaka Azerbaycan diliyle yayın yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Rusya ve İran kadar değilse de Türkiye Türkçesini özgünlükleri açısından bir tehdit olarak görüyorlar demektir. Haydar Aliyev'in meşhur "iki devlet bir millet" tanımlaması, benzerlik tamam ama biz ayrı devletleriz, her birimizin özgünlüğü var anlamındadır. Kolay değil tabi. Bu kritik ve kaotik bölgede ayakta durmak bazı önlemleri vaktinde almaya bağlıdır. Biz bile bin yılları bulan bir devlet geleneğinin devamı iken zaman zaman beka sorununu yaşayabiliyoruz. Nitekim 28 Şubatçılar uyguladıkları başörtüsü yasağını "vatan (ın bekası) söz konusu ise geri teferruattır" şeklinde gerekçelendirmişlerdi.

Bütün bunlar iyi de bana göre Azerbaycan medyasının kullandığı dilde bir sorun var. Çok sert ve sivri, zaman zaman hakarete varan bir dil kullanıyorlar. Oysa son derece latif, şirin ve doğallığı bozulmamış bir dilleri var. Fuzuli, Şehriyar gibi üst düzey şairler çıkarmış bir dilden bahsediyorum. O yüzden bu dile letafet ve nezaket yakışır. Mesela bana göre Anadolu Türkçesi harika bir yazı dilidir. Türkçenin öyle yazılı örnekleri vardır ki tadına doyum olmaz, yağ gibi akar dimağınıza. Ama Azerbaycan Türkçesi bülbül gibi şakıyan bir konuşma dilidir. Öyle ki Anadolu'da konuşulan dil onun yanında kaba kalır.