Sahabenin ileri gelenlerinden Abdullah b. Mesud'dan (r.a) rivayet edilmiştir: "Bizler, Resulullah'tan (s.a.v) öğrendiğimiz on ayeti iyice anlayıp hayatımızda tatbik etmedikçe başka ayetler öğrenmeye kalkmazdık". Bu rivayet, Kur'an ile günlük hayat arasında güçlü bir bağ kurmanın gerekliliğini ifade ettiği gibi günlük hadiselerin Kur'an perspektifine göre değerlendirmenin önemini de vurgulamaktadır. Buna göre Kur'an okumak demek, günlük olarak yaşanan olayların ne anlama geldiklerini anlamak ve ona göre davranmak demektir. Her gün en az on ayeti anlayarak okumak ve verdikleri mesaj ışığında olayları değerlendirmek insana inanılmaz ufuklar açar çünkü.
Geçenlerde "Vakıa Suresi"ni okuyordum. Surenin üçüncü ayeti beni derinden sarstı. Vakıa, şiddetli olay, sarsıcı hadise anlamına gelir. Tefsir ıstılahında "Kıyamet günü" şeklinde anlamlandırılır. Elbette birinci derecede bu anlam kast edilmiştir. Ancak surenin akışı içinde "vakıa"nın gerçekleşmesinin ardından yaşandığına işaret edilen gelişmeler, özellikle üçüncü ayetin "kimini alçaltır kimini de yükseltir" şeklindeki ifadesi, kıyamet başta olmak üzere insan hayatında meydana gelen bütün şiddetli ve sarsıcı olayların kast edildiğini göstermektedir. Bu dikkat çekici ayeti okuyunca, üzerinde durup düşündüm. Son günlerde ülkemizde yaşanan kimi ekonomik, kimi siyasal, kimi ahlaki olmak üzere gözlerimizin önünde cereyan eden sarsıcı hadiseleri, skandalları ve bunların sebep oldukları alçalışları ve yükselişleri gözlerimin önüne getirdim. Borsa endeksini izliyorum veya fon patlamış da birtakım altüst oluşlara, iniş çıkışlara bakıyorum gibi başım döndü.
Baktım, Yasin Aktay da Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde, hem de yukarıda işaret ettiğim perspektifinden bakarak bu altüst oluşları ele almış. "Karşımıza bir nehir çıkacaktı. Uyarılmıştık. Biliyorduk aslında. Bilenler hala biliyor da. Aşırı derecede susamış olacaktık. Çok normaldi çünkü çok uzun ve yorucu bir yolculuktan gelmiştik. Ama bu yola çıkarken verdiğimiz bir söz vardı. Ne kadar susamış olursak olalım o gürül gürül akan nehrin cazibesi bizi ayartmayacak, bizi yolumuzdan çıkarmayacaktı. Kana kana içmeyecektik. İzin verilen bir miktar vardı, hayatta kalabileceğimiz kadar bir avuç içi kadar. Onu içip yolumuza devam edecektik" diyor Yasin Aktay.
Yazıyı okurken ilkin, Yasin hoca tam da kendisinden beklediğim bilgelikle Kur'an'ın günlük hayatımızdaki işlevini doğru yakalamış dedim. Yazıda doğrudan anlatmamış ama İsrailoğullarının tarihinde geçen ve Kur'an'da anlatılan bir kıssaya göndermede bulunuyor. Yasin hoca, yazısında Müslümanların, tevhid akidesinin o zamanki temsilcileri olan İsrailoğullarının tarihleri boyunca yaşadıkları zorlukların, perişanlıkların, baskıların, sürgünlerin, işkencelerin benzerlerini yaşadıktan sonra, (lisan-ı halleriyle) kendilerini bu zelil durumdan kurtaracak bir komutan, bir lider beklediklerini, sonra bu lider ortaya çıkınca da önlerinde gürül gürül akan ekonomik imkanlar ırmağından kana kana içmeye başladıklarını anlatıyor.

2