Aslında Kumru ile Güvercinin farkını bilmezdim. Hepsine güvercin der geçerdim. Kumruyu türkülerden, edebiyattan, varsa yoksa birbirlerine çok bağlı sevenler için kullanılan "çifte kumrular" deyiminden bilirdim. Nesli tükenmiş veya Simurg gibi mitolojik bir kuş olduğunu sanırdım. Bu seneye kadar.
Yaz başlarında evin etrafında hala güvercin sandığım iki kuş dolanıp duruyordu. Meğer kumruymuşlar. Sonra fark ettik ki balkonun duvarına monte ettiğimiz klimanın dış ünitesinin (bu ismi de bu vesileyle öğrendim) üzerinde yuva yapmışlar. Bir gün hanım, kumrular yumurtlamış, diye geldi, elindeki telefonla çektiği fotoğrafı göstererek. Artık her sabah kahvaltı yapmadan önce mutlaka kumruların yuvasını kontrol eder olmuştuk. Özellikle hanım, torunlarına bakar gibi onlarla ilgileniyordu. Birgün dişisi kuluçkaya yatmış, dedi. Erkeği, günde bir iki kere yiyecek getiriyordu. Bazen yumurtaların üzerine kendisi yatar, dişisi giderdi.
Çalışma odasında kitap okuyordum bir gün. Salonda bir sevinç, bağırış, çağırış koptu. Ne oluyor diye baktım. Yavrular yumurtadan çıkmışlar. Ona seviniyorlarmış. Klimanın dış ünitesi insan boyundan daha yüksekte olduğu için ayağımın altına bir sandalye koyup baktım. O sırada balkonun dışındaki elektrik direğinin üzerine tünemiş çifte kumruların çifte balistik füze hızıyla bana doğru süzüldüklerini fark ettim. Balkonun alt pervazına kondular. Vücutlarını alabildiğine kabartarak kanat çırpmaya başladılar. Tehdit ciddiydi. Hemen oradan uzaklaştım. Bazen balkona çıkıp otururduk hanımla. Kumrular da balkonun yakınındaki elektrik direğinin üzerinde veya komşu apartmanın çatısında yuvayı rahatlıkla görebildikleri bir yerden bizi gözetlerdi. Yukarıdaki yuvaya bakmaya yeltenmediğimiz sürece öylece beklerlerdi. Ama en ufak bir harekette hemen gelip balkonun pervazına konar ve bizi püskürtürlerdi. Sadece bizim için değil, fırsatını bulup yavruları kapmak isteyen kargalara, martılara karşı da tetikte beklerlerdi.
Bir akşamın serinliğinde balkona serdiğimiz sünger döşeğe uzanmış gümüş bir tepsi gibi tam tepemde duran dolunayı seyrediyordum. Sonra kumruları düşündüm ve aklıma çocukluğumda Meryem Xan'ın Bağdat radyosunda okuduğu "Qumrîkê" türküsü geldi. Türküyü mırıldanmaya başladım hatırladığım kadarıyla:
Qumrîkê ez Romî me delalê ez Romî me
Kumsor û efendî me, kumsor û efendî me
Xulam çavê reşbelek dosta keçka gundî me
(Kumrucuk, ben Türk'üm, güzelim ben Türk'üm
Kırmızı fesli ve efendiyim, kırmızı fesli ve efendiyim
Kara gözlerine köle olduğum köylü kızın aşağıyım)

10