İslam ülkelerinin hemen hemen tamamında dini eğitim veren geleneksel medreseler ile modern İlahiyat (Şeriat) fakülteleri birlikte faaliyet yürütürler. Gözlemlediğim kadarıyla müftülük, imamlık gibi görevleri medreseliler üstlenirken, dini alanlardaki araştırma faaliyetlerini de İlahiyat fakülteleri yürütmektedir ya da her iki kurum birlikte, dayanışma içinde vaziyet etmektedir. Ülkemizde ise, tevhid-i tedrisat kanunu gereği dini eğitim İlahiyat fakültelerinin tekelindedir. Medrese resmen yasaktır. Bu yüzden hem yukarıda saydığım dini görevleri hem de araştırma ve akademik çalışmaları ilahiyat fakülteleri mezunları yürütmektedir. Araştırma bu, adı üstünde, kuşkuyla başlar. Dolayısıyla bu modern kurumlardan mezun olup akademik çalışma yapanların temel vasfıdır kuşku. Tabi bazıları bu kuşkuyu fazlasıyla ileri götürüp inkar sınırına kadar vardırmaktadır, özellikle son yıllarda. Bunun da halk arasında bir huzursuzluk yarattığını, bir genelleme yaparak ilahiyat fakültelerinden mezun olan din adamlarının tamamına kuşkuyla bakılmasına neden olduğunu gözlemlerimize dayanarak söyleyebiliriz.
Resmen yasak olsalar da ülkemizin özellikle doğu, güneydoğu bölgelerinde gayri resmi olarak faaliyet gösteren çok sayıda medrese mevcuttur. Bölgenin bir insanı olarak kendi gözlemlerime dayanarak medrese eğitimini alanların halk arasında yüksek bir itibara sahip olduklarını söyleyebilirim. Ancak resmen tanınmadıkları, mezunlarının ücra köylerde fahri imamlık dışında herhangi bir görev alamadıkları için bunlara yönelik talebin de git gide azaldığını görebiliyoruz. Medresede dini eğitim aldıktan sonra resmi bir görev alabilmek uğruna yıllarca dışarıdan diploma almak zorunda kalmaları da ayrıca rağbetin azalmasının bir diğer nedenidir. Hiç kuşkusuz bu durum dini eğitimin kalitesinin düşmesine ve hatta dinle ilgili derin kuşkular yaşayan bazı kimselerin dini görevleri ifa etmek durumunda kalmalarına neden olmaktadır.
Bunları anlatmamın sebebi, medrese-ilahiyat mukayesesi yapmak veya bir tartışma başlatmak değildir elbette. Bu konuyu ele almamın sebebi, geçenlerde sosyal medyada İstanbul'daki İSAM kütüphanesinin bir benzerinin Ankara'da açılmasına yönelik bir tartışmaya şahit olmamdı. Aslında ben ülkenin yedi coğrafi bölgelerinin merkezi sayılan Ankara, İzmir, Adana, Trabzon, Diyarbekir ve Van gibi illerde İSAM benzeri merkezlerin oluşturulmasını öteden beri savunuyordum. Dolayısıyla ben de bu talebimi yenileyerek söz konusu tartışmaya katıldım. Gördüm ki başkaları da daha önce bu talepleri dile getirmişler. Demek ki endişeler ortak.
Malum olduğu üzere gayri resmi medreseler özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde yoğunlaşmışlar. Mesela Diyarbekir'de kurulacak İSAM benzeri bir merkez, İlahiyat ve Medrese buluşmasını da sağlayabilir. Belki bu sayede bir kısım ilahiyatçının iyice savrulmasının ve bazı medreselilerin de tamamen eskiye, alet ilimlerinin şekilciliğine gömülmesinin önüne geçilebilir. Aradaki uzaklık, soğukluk, birbirini anlamama durumu da ortadan kalkar.

11