Vakti zamanında İran'ın İsfahan şehrinde ticaretle uğraşan bir adamın altın kafeste tuttuğu, gözü gibi baktığı, zeki ve konuşabilen bir papağanı varmış. Günün birinde adam, ticaret amacıyla Hindistan'a gitmeye karar vermiş. Hane halkının her birinin isteklerini not almış. Bu arada sevgili papağanına dönmüş ve senin bir isteğin var mı diye sormuş, ne de olsa memleketine gidiyorum. Papağan, "sayende hiçbir eksiğim yok. Altın bir kafeste yaşıyorum. Allah için, bir dediğimi iki etmiyorsun. Yediğim önümde yemediğim ardımda. Daha ne isteyeyim! Ama memleket işte, kuş da olsan özlüyorsun. Eğer Hint eline varırsan, Delhi'nin kuzeyinde bir orman var. Orada akrabalarım yaşıyor. Onlara benden selam söyle. Özellikle benim, senin yanında altın bir kafeste yaşadığımı eklemeyi unutma. Döndüğün zaman gördüklerini bana anlatman yeter" demiş. Tüccar gitmiş, işlerini görmüş. Dönüş için hazırlık yaparken papağanının isteği aklına gelmiş. Sorup soruşturarak Delhi'nin kuzeyindeki ormana gitmiş. Bakmış, sürü sürü Papağanlar ağaçların dallarına tünemişler. Onlara seslenmiş: "Sizin bir akrabanız benim yanımda yaşıyor. Durumu çok iyi, kendisini altın bir kafeste yaşatıyorum. Size selamı var". O sırada yaşlı ve tecrübeli bir papağan tünediği dalda can çekişir gibi çırpınmaya başlamış, sonra küt diye yere düşmüş. Tüccar, zavallı kuş, akrabasının hasretine dayanamayıp öldü, diye üzülmüş. Günler süren yolculuğun sonunda evine varmış. Hane halkının siparişlerini vermiş. Ama papağana bakmak bile istemiyormuş. Papağan sormuş: "Ne yaptın, gittin mi ormana, akrabalarımı gördün mü" "Keşke gitmeseydim, gördüklerimi duymak istemezsin" demiş. Papağan ısrar etmiş, "ne olursa olsun söyle" demiş. Adam olanı biteni anlatınca bu sefer papağan kafeste önce can çekişir gibi çırpınmaya başlamış, sonra da olduğu yerde can vermiş. Tüccar, ne yaptım ben, önce ormandaki papağanın, şimdi de sevgili papağanımın ölümüne sebep oldum diyerek papağanın cansız bedenini gözyaşları içinde kafesten çıkarırken papağan açık pencereden uçarak kayıplara karışmış. Meğer Delhi'deki yaşlı ve tecrübeli akraba, kafesten nasıl kurtulacağının yolunu göstermiş.
Büyük Britanya Kralı III. Charles, geçen hafta, zamanlaması manidar, dört günlük bir ABD gezisine çıkmıştı bildiğiniz gibi. Allah için, krallar gibi karşılandı. Karşılıklı laf sokmalar; Biz olmasaydık şimdi Almanca konuşuyordunuz, yok, asıl biz olmasaydık şimdi siz Fransızca konuşuyor olacaktınız salvoları. Trump'ın kırdığı potlar...gibi hususların anlamını, yedi yirmi dört ekranlarda olan uzmanlar daha iyi bilirler. Benim dikkatimi, Charles'ın Trump'a verdiği hediye çekti. İkinci dünya savaşı sırasında denize indirilen HMS Trump (İsim benzerliği de manidar) isimli denizaltının kulesinden alınmış bir çan. Hediyeyi takdim ederken "ne zaman başın sıkışırsa bu çanı çal. Hemen yardımına koşarız" diye son derece manidar bir mesaj verdi.

3