Çam sakızı çoban armağanı

Bu deyimin Kürtçesi "Diyariya Şivana beniştê Kizvana" (Çobanın hediyesi menengiç-çitlenbik- sakızıdır) şeklindedir. "Her insan kendi imkanları, kültürü, görgüsü ölçüsünde, niyetine göre hediye verir" anlamındadır. Yalnız Türkçedeki deyim, "hediye küçük ve az da olsa siz hediye verenin iyi niyetine bakın, azımsamayın, çok kabul edin" anlamını çağrıştırırken, Kürtçedeki deyim, bir ölçüde hediyenin kıymetini, az bulunur olmasını çağrıştırıyor. Öyle ya kimin eline geçer menengiç sakızı, çobandan gayri!

Tabi benim maksadım, bu deyimin Türkçe ve Kürtçedeki anlamlarını mukayese etmek değil. Ankara'da düzenlenen son NATO zirvesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderlere hediye ettiği mühimmatı ile birlikte tabanca, zirvede konuşulanları gölgede bırakacak şekilde gündemi doldurunca, aklıma geldi, herkes kendi kültürü ölçüsünde, niyetine göre verir hediyesini yani.

Bu arada liderlere verilen yemekler de tabanca kadar olmasa da çok konuşuldu. Burada Diyarbekir'in alındığını hatırlatayım. Sosyal medyada gördüm. Diyarbekirli bir hemşerimiz, "menüdeki bütün yiyecekler ait oldukları ilin adıyla anılırken bizim "sütlü baklava" da denilen "sütlü nuriye"miz Diyarbekir'e atfedilmemiş" diye şikayet ediyordu. Benden söylemesi. Bir an önce Diyarbekir'in gönlünü alın. "Yanık Denizli yoğurdu"nun deyim yerindeyse "devrelerimi yaktığını" da belirteyim. Bir şekilde yolumu Denizli'ye düşürmeliyim.

Neyse, gelelim tabanca meselesine. Burada Sayın Cumhurbaşkanı bir mesaj mı vermek istiyor ya da nasıl bir mesaj veriyor diye düşünmemek elde değil. Devlet dediğimiz kurum protokolden ibarettir çünkü. Yani attığı her adımın, taşıdığı, öne çıkardığı her sembolün mutlaka bir anlamı var. Bundan dolayı kaç gündür, yanıma yakınıma yanaşan herkese bu hediyenin anlamını soruyorum. Herkesi de en az benim kadar merak içinde gördüm. Cevaplar muhtelif ve de tatmin edici değil.

Mermileri yanında tabanca neyi sembolize ediyor diye kaldırımları dalgın dalgın arşınlarken yıllar önce İran'a yaptığım bir seyahati hatırladım. Tahran Üniversitesi bünyesinde bir konferansa davet etmişlerdi. Program çerçevesinde Tahran mücevherat müzesini gezdirmişlerdi. Göz alıcı mücevherlerin olduğu bir camekanın önünde durdu ve teker teker camekanın içindeki mücevherleri tanıttı rehberimiz. Bunların tamamı, tahta çıkan Feth Ali Şah'ı kutlamak maksadıyla komşu devletlerin gönderdikleri hediyelerdir, dedi. Gözlerimi alamıyordum hediyelerden. İçlerinde bir tanesini gösterdi. Yumruk büyüklüğünde bir altın külçesi. Hiçbir işçilik yok. Şekil desen, bir ahenk göze çarpmıyor. Sanki madenden çıkarıldığı gibi gönderilmiş gibiydi. Rehberimiz "bu kimin hediyesidir sizce" diye sordu. Hiç beklemeden "Osmanlı" dedim. Nasıl bildin diye sordu. Bilmeyecek ne var, ezeli rakibine gücünü göstermiş ve süsleme gereğini bile duymamış, dedim. Heyetteki herkesin güldüğünü hatırlıyorum.