Bu "Emergia" bu "Amerika"yı daha ne kadar taşıyacak

Çok yüksek perdeden konuştuklarını, önemli bilgiler verdiklerini göstermek amacıyla konuşmalarını, yazılarını yabancı (batılı) kavramlarla, kelimelerle süsleyen ama içerik olarak pek az şey, hatta hiçbir şey anlatan kimselerden pek hazzetmem. Bir dostum var. Hasan Köse. Felsefe alanında çalışmalar yapmış. Yazıları, kitapları var. Konulara hakim. Yukarıda işaret ettiğim tiplere benzemez. Fakat benim açımdan büyük bir kusuru var. Hazzetmediğim tipler gibi içerikten yoksun, sırf kavram kalabalığı yapmasa da netice de o da ne kadar batılı kavram varsa kısa bir konuşmanın içine boca ediyor. Belki de disiplinin tabiatından kaynaklanıyor. Anlamadığım, bilmediğim bu kelimelerin Türkçede hangi anlama tekabül ettiklerini bulacağım diye, son derece önemli olduğundan emin olduğum konunun bütünlüğünü kaçırıyorum onu dinlerken. Bu yüzden bazen onu görünce hele bir de günümde değilsem, yolumu değiştirdiğim oluyor. Neme lazım, şimdi "çok başlıklı balistik" kavram bombardımanına tutulmayayım diye.

Bayramın ikinci günü telefonumun ekranına bir mesajı düştü. Bayram tebliğidir, uygun bir zamanda okur, cevabi tebriğimi yazarım diye bakmadım. Akşam, gelen mesajlara bakıp cevaplar yazarken sözünü ettiğim dostumun mesajına da gözüm ilişti: "Minimalist-Maksimalist din tartışması: Yorumsal çoğulculuk ve normatif süreklilik" başlıklı ve "Independent-Türkçe" sitesinde yayınlanmış yazısını bana göndermiş. "Emergia teorisinin "gravite" alanları, koordinasyon yoğunluğu ve psikolojik mobilizasyon döngüsü" diye devam eden bir yazı daha. Bayramdır, bol şeker yemiştir nasılsa, beynine yüksek dozda enerji gitmiştir diye düşünmüş zahir, dedim. "Zaten hususen ve umumen hüzünlü geçen" bayramımı zehretmesin diye yazıyı birkaç gün sonra okudum.

O da benim gibi İSAM kütüphanesinin müdavimidir. Ben bütün ramazanı evde geçirdim. Yani bir ay boyunca kütüphaneye gitmedim. Dün sabah hazırlanıp kütüphaneye gittim. Dostumu beni bekler vaziyette görmeyeyim mi "Bir daha bana yazı göndereceksen lütfen Türkçe yaz. Bu yaştan sonra gavurca öğrenecek halim yok. Hele bir de şu günlerde onlara iyice ifrit olmuşken" dedim. Gülümsedi. Ama zaman kaybetmeden bol kavramlı bir konuya daldı. Lafı gavurlardan açmıştım ne de olsa.

Kimyadan girdi, fizikten çıktı, geometriye değindi, suyun kaldırma gücüne atıf yaptı. Devrik bir cümleyi tercüme ediyormuşum gibi failin, mefulün, tümlecin, mefulü gayri sarihin peşine düşmüş vaziyette takip ediyordum. Tam tümcenin sonunda özneyi yakaladım diyordum ki "hop", cümlenin başına uçuvermiş fail. Başım döndü. Kısaca şunu diyordu ya da ben ne anladığımı kısaca özetleyeyim. Sizin de başınız dönmesin şimdi.

"Emerge, suyun itme gücüyle birlikte yüzeye çıkan şeyin görünür hale gelmesi demektir (...) Suya bir tahta parçası attığımızı düşünelim. Tahta önce suyun içinde olabilir. Ama su onu yukarı doğru iter ve tahta suyun üstüne çıkar, artık görünür olur (...) Emerge yalnızca fiziksel bir itme değildir. Aynı zamanda gizli olanın görünür olmasıdır (...) Bu olayın adı Emergia'dır (Bu kavramı ben buldum, dedi). Sonuç: Su (koşullar), itme (etkileşim) ve yüzeye çıkma (Emergence) (...) Yüzeye çıkan tahta parçasının üzerinde birileri de sörf yapar. Bu birileri bazen Nuh'tur, bazen de Firavun (...)" Bayramda yediğim şekerlerin etkisiyle olsa gerek meseleyi anlar gibi oldum. Muhtemelen "Emergia" ile "Amerika" arasındaki benzerlik beni uyandırdı.