İnsanın sosyal varlığı, tıpkı bireysel fiziki varlığı gibi güç olgusunun farklı kalıplardaki yansımalarından ibarettir. İnsan, güçten yoksun zayıf bir çocuk olarak doğar. Sonra güç hazinesi gençlik dönemine adım atar. Ardından bir süre gençliğin, yani gücün zirvesinde yaşar. Sona inişe geçerek peyderpey güçten düşer ve ölür. İnsanın sosyal hayatının örgütlü şekli olan devlet için de "insan gibi doğar, büyür ve ölür" denmiştir. O yüzden bireysel ve toplumsal her aşama, insanın potansiyel olarak sahip olduğu gücün pratikleştiği alanlardır. Mesela bireysel anlamda insanın en güçlü olduğu gençlik çağının adı bu gerçeğin insan zihni tarafından üretilmiş en isabetli ifadesidir. "Genç" kelimesi Farsçada hazine anlamına gelen "gencine"den gelir. Çünkü gençlik güç hazinesidir. İnsanlar tecrübeyle bunu öğrenmişler. Gençliğin, yani gücün geçici olduğunu da. Şeyh Sa'dî "dovr-i hobi guzeranest, nesihet bişnov" (güzellik, gençlik çağı geçicidir, nasihat dinle!) derken binlerce yılın tecrübe imbiğinden süzülmüş bu gerçeği gençliğinin, gücünün ebedi olduğunu düşünen aklı bir karış havadaki hükümdarlara söylüyordu.
Batı medeniyeti gücünün, gençliğinin zirvesine ulaşınca, tarihin ve insan doğasının sözünü ettiğimiz bu doğal seyrine aykırı bir argüman geliştirdi. Teknolojik üstünlüğünü ileri sürerek gençliğinin, sosyal hayatın akışı içinde ortaya çıkan geçici bir süreç olmayıp evrensel ve ebedi bir son nokta olduğuna inandı ve başkalarını da inandırdı. Bir tür eskatoloji olan bu fikrini empoze eden teoriler de geliştirdi. Mesela "tarihin sonu"nu ilan etti. Günümüzde her güç sahibinin, onu ve düzmece değerlerini taklit etmesi de gösteriyor ki dünyanın geri kalanını da bu eskatolojiye iman etmiş.
Türk aydını, tam da bu argümana iman eden bir tutum benimsedi. Batı medeniyetini sonu gelmez bir gerçeklik olarak nitelendirdi, kendini de onu örnek alacak bir pozisyonda "ilelebet" bir çocukluk öykünmeciliğinde konumlandırdı. Yönetim de Türk aydınının bu anlayışına göre şekillendi. Gerçekte ise olan şuydu: Her devlet gibi doğan, büyüyen ve ölen Osmanlı'nın yerine yeni bir devlet doğmuştu. Bu devlet de aynı aşamalardan geçecekti. Ama Kemalizm, doğuş sürecini tarihin sonu ve Türkiye'nin de ebedi konumu olarak benimsetecek şekilde kurumsallaştırıldı. Tek parti yönetimi de bu kurumsal çocukluğun devamının bekçiliğini üstlendi. Türkiye'de çoğunlukla ilkokul çağındaki çocukların ve bir türlü çocukluktan kurtulamayanların Kemalist ideolojiyi benimsemeleri bu yüzdendir. Kemalizm ilkokul çağını aşamayan bir ideolojidir. Bir türlü çocukluktan kurtulamayanların ilkokul kıyafetleriyle müsamere kabilinden gösteriler düzenlemeleri de bu yüzdendir.
Türkiye'de bu sürecin ebet müddet bir durum olmadığını bilen bazı liderler, sistemi "hab-ı tufûlet"ten (çocukluk uykusundan) uyandırmak için birkaç kez dürttülerse de çocukluğun tatlı uykusundan uyanmak istemeyen Türk aydının sert ve darbeci tepkisi yüzünden başarılı olamadılar.

108