AK Parti'nin kuruluşunun 25. yıldönümü

"Yeryüzünün üzerinde (omuzlarında) dolaşın ve Allah'ın rızkından yiyin" (Mülk, 15). Kur'an, müreffeh, kalkınmış, bereketli ve verimli bir hayat yaşamak için, yeryüzünün tabi olduğu evrensel yasalarla (tabiat kanunlarıyla) uyumlu bir hayat yaşamanın zorunluluğuna işaret ediyor. Tabiat kanunlarını dikkate almadan yeryüzünden istifade girişimlerinin tümünün hüsranla neticelendiğini, tabiattan usulsüz alınan her şeyin eninde sonunda geri alındığını yakın tarihimizden biliyoruz. Tabiat kanunları derken, tabiatın bir parçası olan insanın hayatına yön veren sosyoloji yasalarını da kast ediyoruz. Bu yüzden toplumların hayatında belirleyici olan gelenekler, geleneksel kurumlar, davranış biçimleri ve yasalar sözünü ettiğimiz tabiat kanunlarıyla uyumlu oldukları oranda kalıcı olurlar. Herhangi bir uyumsuzluk varsa, kısa sürede bertaraf olması ve tabiat kanunlarının hükmünü icra etmesi kaçınılmazdır. Bazen, usulsüz müdahalelerle sosyoloji yasalarından neşet eden kanunlar, gelenekler, kurumlar ortadan kaldırılabiliyor. O zaman da tabiat, tıpkı dere yatağında yapılmış kaçak yapıları harap edip mecrasını geri almasına benzer şekilde usulsüz müdahalenin etkilerini ortadan kaldırır.

Kurtuluş savaşı kazanılıp cumhuriyet ilan edildikten sonra birileri bize "gözlerinizi kapatın size çağdaş medeniyet vereceğiz" demiş gibi gözlerimizi kapatıp açtıktan sonra dilimizde bir çağdaşlık teranesi olduğunu, ama sosyolojinin binlerce yılın ürünü geleneklerin, kıyafetlerin, kurumların ve yasaların buhar olup uçtuğunu gördük. Tek partinin uzun süren iktidarı boyunca ve sonrasında meri kanunlar aracılığıyla yürüttüğü çağdaş durumumuzun sahnelendiği tarihi, bizden alınanların geri alınması tarihi olarak nitelendirebiliriz.

Bir tarihçiden dinlemiştim: "Tek parti, bir gecede, sahip olduğumuz her şeyi elimizden aldı. Dilimizi, dinimizi değiştirmeye kalktı. Geleneklerimizi, kıyafetimizi, alfabemizi, ezanımızı, yasakladı. Camilerimizi kapattı, Ayasofya'yı müzeye çevirdi. Kalan minareler tam on sekiz sene ezansız kaldı. Ama bütün bunların olup bittiği o geceden sonra Anadolu insanı, önüne bent çekilen suyun bendini yıkıp aşması gibi peyderpey kendisinden alınanları büyük bir sabırla geri almayı başardı. Ahırlarda, mahzenlerde Kur'an öğretti çocuklarına, bulduğu her fırsatta kadim alfabesini yaşattı. Siyasal olarak her gün bir mevzi kazandı. Önce muhtarları, sonra nahiye müdürlerini, ardından belediye başkanlarını, derken mebusları, bakanları, başbakanları ve Cumhurbaşkanlarını kendi içinden çıkardı. Tabiat, kendine ait olanların bir oldubittiyle yok edilmesine izin vermez. Sosyolojide emrivaki yoktur".

AK Parti'nin 25. kuruluş yıldönümü münasebetiyle Ankara Millet Bahçesi'nde düzenlenen mitingi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasını, 25 yılda atılan adımları sergileyen görselleri izlerken merhum tarihçinin bu tespiti aklıma geldi.

"AK Parti, tek parti zihniyetinin gayri tabii bir hoyratlıkla bir gecede elimizden aldığı bütün değerleri, Anadolu insanının rövanşını andıran bir sabırla birer birer geri getiriyor" dedim. Dinimizin irtica diye yaftalanmasına son verdi. Türkçe'mizin, Necip Fazıl'ın ifadesiyle "yeni kurbağa dili" uydurmacılığına esir edilmesini bitirdi. Üniversite kapılarında coplanan tesettürümüzü yeniden baş tacı yaptı. Bir puthaneye dönüştürülen Ayasofya'mızı yeniden asli haline döndürdü. Yokluğa mahkum edilen, üzerine ırkçılık betonu dökülen Kürtçe'mizin zincirlerini kırdı. Eli Heriri'yi, Ehmedê Xanî'yi, Melayê Cizîriyi, Feqiyê Teyran'ı demir parmaklıkların arkasından çıkarıp özgürlüğüne kavuşturdu. İnsanımızın, coğrafyamızın, tarihimizin tabiatına döndüğü, diğer bir ifadeyle yeryüzünün omuzlarında yürüdüğü, yeryüzüne egemen ilahi yasalara uygun hareket ettiği için de berekete, kalkınmaya, sözde değil özde ve makul çağdaşlığa mazhar oluyor. Savunma alanında göz kamaştırıcı ilerlemeler kaydediyor. Çocuklarımızın düzmece tanrılara kurban edilir gibi dağlarımızda öldürülüp ziyan olmalarına son verdi. İç cepheyi tahkim edince de dışarıda kalan kardeşlerimiz yanımızda hizalanmak için sıraya giriyorlar. İttifak haberler artık Londra'dan, Paris'ten, Washington'dan değil, Diyarbekir'den, Şam'dan, Bağdat'tan, Erbil'den ve tabi Mekke'den geliyor.