Hayvanlar, sadece dürtülerine, içgüdülerine göre hareket ederler. Dünya hayatındaki rolleri açısından bu kadarı onlara yeter. İnsanlar da duygularına, dürtülerine, içgüdülerine göre hareket ederler ama hayvanlardan farklı olarak insanların, duyguların, dürtülerin, güdülerin kilitlendiği, yıkıcı olmaya başladığı durumlarda aklı, tecrübeyi devreye sokup çözüm üretmek gibi bir özellikleri var. Hayvanların böyle bir şansı yok. Zıt duyguların karşı karşıya gelip adeta kilitlendiği durumlar onlar açısından ölümcüldür.
Bir ormanda aslanın biri yaban öküzüne saldırır. Öküz bir punduna getirip boynuzlarının arasına aldığı aslanı bir kaya sıkıştırır. Aslanın derdi, öküzü öldürüp karnını doyurmak, öküzün amacı, canını kurtarmaktır. Fakat içinde bulundukları durum ikisinin de amacını gerçekleştirmesine imkan vermez. Bu durumdan kurtulmanın yolunu bilmedikleri için öylece beklerler ve sonunda ikisi de açlıktan ölür.
Ülkemiz, hırs, kuruntu ve çatışma üzerine kurulu Batı medeniyetinin etki alanına girdiği, batının görkemli kalkınmasına kanıp gönüllü bendesi haline geldiği günden beri iç sorunlar bağlamında (ki bu sorunların hemen hemen tamamı batı medeniyetinin armağanıdır) tam anlamıyla bir duygu, dürtü, içgüdü çatışmasının, çarpışmasının ortasında buldu kendini. Özellikle yüzyıllık tarihimiz, bunun birçok örneğinin görüldüğü bir dönemdir. Bu tarih bağlamında sorunların kalıcı olarak ve hakkaniyetli bir şekilde çözüldüğünün de örneği yok. Nispeten küçük sorunları sumen altı etmek, Kürt sorunu gibi büyük olanları ise zor kullanarak bastırmak ve ötelemek yolu seçildi her seferinde. Çünkü ülkeyi yönetenlerin, özellikle ilk seksen sene, bütün bildiği, sorunları, bu arada Kürt sorununu güvenlik politikaları uygulamak ve zor kullanmak suretiyle örtbas etmekti. Neticede zıt duygular, yaban öküzü ve aslan hikayesinde olduğu gibi bir kilitlenme durumunu ortaya çıkardı.
Dediğim gibi, duyguların peşinden gitmek hususunda hayvanlarla ortaklaşan insanın, düğümleri akıl ve tecrübeyle çözmek gibi bir özelliği var. Nitekim iki binli yılların başında iktidara gelen AK Parti, birçok sorun gibi Kürt sorununu da akıl ve tecrübeyle çözmenin yolunu izledi. Bugünlerde MHP lideri sn. Devlet Bahçeli'nin bir yıl öncesinden attığı adımlarla ete kemiğe bürünmeye başlayan ve meclise sunulan çerçeve yasasıyla da önemli sonuçların alınmasını sağlayacağı anlaşılan yeni çözüm süreci, aslında iki bin onlu yıllarda AK Parti'nin başlattığı birinci çözüm sürecinin bir devamıdır. Evet, ilk süreçte herhangi bir somut sonuç alınmadı, hukuksal, yasal bir adım atılmadı, atılamadı ama bu meselenin zıtlaşma, duygu ve dürtüleri yarıştırma ve neticede sert bir kayaya çarpıp kilitlenme ile değil, akıl ve tecrübe ile çözüleceği düşüncesi zihinlere yerleştirildi. Özellikle "akil adamlar" tecrübesi müthiş bir aklın ürünüydü. İlk süreci başlatanlar, kuvvetle muhtemeldir ki sorunun hemen bitmeyeceğini biliyorlardı, ama atılması gereken adımın da diyalog olduğunun bilincindeydiler. Bu açıdan birinci çözüm sürecinin en büyük başarısı, günümüzde pratikte etkin olmaya başlayan, bir anlamda sonuç alıcı olan yeni çözüm sürecinin mümkün olabilmesidir. AK Parti iktidarının aklı ve tecrübeyi esas alan politikası ve MHP'nin bu politikayı desteklemesi olmasaydı, ülkemizin maddi ve manevi enerjisi boş yere tüketilmeye devam edecekti. Ülkemizin dışarıda attığı adımlar belki de mümkün olmayacaktı.

17