Psikolojik açıdan iyi oluş hali kişinin kendisini bedensel, zihinsel ve duygusal açıdan dengede ve rahat hissetmesi demektir. Ancak iyi oluş halinin tanımı için bence bu bakış yeterli değildir. Bir seri katil de kendisini iyi hissedebilir. Bence iyi oluş halinin tanımına kişinin gerçekçi olmasını, "mış gibi" yaşamamasını da katmalıyız. Kanımca iki tür iyi oluş hali tanımlamalıyız. Birincisi kişinin kendini birtakım yüzeysel özellikler sergileyerek iyi hissetmesidir. Buna "mış gibi yaşamak" veya "gösteriş merakı" diyebiliriz. İkincisi ise kişinin gösteriş yapmadan kendisini değerli kılması, kendi olması ve kendini rahat hissetmesidir. İkisine de bakalım.
GÖSTERİŞ MERAKIBazı kişiler bazen dış görünüşlerini, maddi varlıklarını sergileyerek kendilerini iyi hissederler. Şüphesiz ki dış görünüşümüz iyi oluş halimizin önemli bir parçasıdır ancak en önemli parçası olursa sıkıntı ortaya çıkar. Şık giyinmek hakkımızdır fakat ille de markalı giyinmek sağlıksız bir tercihtir. Markalı giyinmek zorunda olan bir kişi sadece kıyafetiyle var olabiliyor demektir. Kıyafet iletişimde bir araçtır, eğer araç yerine amaç olursa sağlıksız bir iletişim ortaya çıkar.
Bazıları kıyafetlerini ve oturdukları güzel sofraları sosyal medyada yayımlıyorlar. Altına da "Filanca lokantada nefis bir dolma yedik" şeklinde not düşüyorlar. Bence bu tavır ayıptır, görgüden uzak bir davranıştır. Yiyen var yiyemeyen var, perhizi olan var; insanın yediğini başkalarının gözüne sokması doğal mı
Gösteriş merakı yeni değil. Eskiden beyzadeler cins atlara binmekle övünürlerdi şimdi insanlar lüks arabalara binmekle övünüyorlar. İnsanların gösteriş zaaflarından bir inşaat firmasının reklamında yararlanıldığını gördük. Firmanın adı ve reklamın yapıldığı şehir önemli değil, bu firma caddelere "Bütün şehir bakar, siz yaşarsınız" şeklinde bir reklam asmıştı. Kanımca bu reklam gösteriş meraklılarını kışkırtmak amacıyla yapılmıştı. Reklamda, "Bütün şehir size imrenerek bakar, siz de içinde bulunduğunuz konumun tadını çıkarırsınız" denmek isteniyordu. (Bedava verseler oradan ev almam, çünkü utanırım.)
Yazlıklarda, kışlıklarda, yatlarda, gösterişli saraylarda oturmak bir gösteriş merakıdır. Bazı tatil yörelerimizde, bazı ülkelerin vatandaşları seviyorlar diye altın renkli süslemeler, koltuklar koyuyorlar. Ortada gerçek altın yoktur, mış gibi bir altın rengi vardır. Bu da bir gösteriş merakıdır. Burada da kendi bilgisini, değerini, erdemini artırmak yerine dış görünüşüyle çevreyi etkileme gayreti vardır. 3 milyar dünyalının evinde tuvalet, lavabo, musluk yok. Altın kaplama musluk kullanırsak vicdanımız rahatsız olur. Osmanlı, dünyaya hükmederken tek katlı mütevazı Topkapı Sarayı'nda oturuyordu. Tavanları altın kaplamalı Dolmabahçe'ye taşındığında ise dünya ona hükmediyordu. Atatürk, Söğütözü'nde kendi parasıyla ufacık bir oda olan bir koliba yaptırmıştı. Kolibanın dışı çok sade, içi ise sahibinden ötürü çok zengindi. Renk nesnede değil, ışıktadır. Asalet ise zarfta değil mazruftadır.
Bir zamanlar düşük bel pantolon giyen gençlere bir röportajda külotlarınızın markası gözüksün diye mi düşük bel giyiyorsunuz diye sorulmuştu. Onlar da "Hayır markanın gözükmesi şart değil, külotun herhangi bir yeri gözüktü mü bunun anlamı ben külotuma güveniyorum, külotum markalı demektir" demişlerdi.

7