"O yere gittim. Sağ olsun üç koçan verdi. Eve geldim ki orta yaşta bir kadın var kapıda..."
Hatırama bugün de devam ediyorum...
Kurtuluş savaşı yıllarında kapımıza gelen ihtiyar, Hanife nineye diyor ki:
"Kızım karnım çok aç bana bir tane ekmek verebilir misin"
Hanife nine de "Ekmekler fırından çıkmak üzere, şurada beş dakika otur ben seni doyuracağım" diyor.
Bahçedeki fırına gidip ekmekleri kontrol ediyor. Gelinlerine de "Evin önünde yaşlı bir dede var. O pişen bir ekmeği çıkarıp ben ona götüreyim. Siz kalanları çıkarıverin" diyor.
Hanife ninem eline ekmeği alıp evin önüne geldiğinde adamı göremiyor. Telaşlanıyor eve girip ekmeğin içine tereyağı, peynir koyup bir beze sarıyor ve ihtiyar amcayı aramayı çıkıyor. En az bir kilometre yürüdükten sonra Büyükorhan'ın çıkışında adama yetişiyor. Ekmeği veriyor. Adam, hayır dualar ediyor, ninem de dönüp eve geliyor. Gelinleri ona;
-Bu kadar yolu ihtiyara ekmek vermek için gittin, diyorlar. Onlara:
-Bu kapıya kim gelirse gelsin boş çevrilmez. Allah'ın rızasının nerede saklı olduğu belli değildir. Her geleni Hızır ölümü de kendiniz için her an hazır görün ve böyle yaşayın diyor. Babaannem Hanife ninemin kızıydı. Annem bazen şöyle derdi:
-Çocuklar, babaannenizin daha hiç üç tane kıyafeti olmamıştır. Bir fakir kadın gelip "Fatma abla, giyecek bir elbisem yok" dediğinde, ikinci elbisesi varsa onu, yoksa üzerindeki çıkarır verirdi. Evdeki eşyaları da fazla olmazdı. Hele tarladan kalkan ürünleri gelen misafirlerin torbalarına onlar istemeden koyardı. İnşallah ahirette karşılığını görmüştür, dedi.

7