İçimden "bir insan öldükten yüzlerce yıl sonra bile anlatılıyorsa gerçekten yaşamıştır" dedim...
Hatırımı anlatmaya bugün de devam ediyorum...
Dedenin bulunduğu yer köyün yukarısındaydı. Dar patikalardan çıkıyor, taşlı yollarda nefes nefese yürüyorduk. Yol boyunca çam kokusu burnumuza doluyordu. Halil öğretmen terini silerek "Hocam" dedi gülerek; "bu kültür envanteri bizi dağcı yaptı."
Ben de nefes nefese "Biraz daha çıkarsak Horasan'a ulaşacağız galiba..." dedim.
Hepimiz güldük. Sonunda eski taş duvarlarla çevrili yere vardık. Sessizlik hâkimdi. Rüzgâr sadece ağaç dallarını sallıyordu. Kapı kilitli değildi. Yavaşça içeri girdik. Genişçe bir alandı. Ortada sade bir mezar vardı. Başucunda eski taşlar... Çevrede yılların sessizliği... Önce hep birlikte dua ettik.
O an insanın içini tarif edilmez bir huzur kaplıyordu. Sanki orada sadece biz değil, geçmiş zamanlar da vardı. Sonra çalışmaya başladık. Ben kamerayı açtım. Fotoğraflar çekiyor, notlar alıyordum. Halil hocam dikkatle dinliyordu. İmam anlatmaya başladı:
"Bu zat Horasan'dan gelmiş hocam..."
Muhtar devam etti: "Buraya yerleşmiş. İslamiyet konusunda çok bilgiliymiş. Köylüye hem dini öğretmiş hem de meslek öğretmiş."
"Ne işi yaparmış" diye sordum. "Demircilik..." Dedi. Bir an sustu. "Ama öyle sıradan değil. Birkaç sanat dalında ustaymış. Kapı yapar, nal yapar, tarım aleti yaparmış."

29