"Dudu, başındaki yazmayı düzeltti. Yüzünde uykunun izleri vardı ama gözleri canlıydı."
Akhisar'ın dağlarına yaslanmış, yolu patikadan ibaret küçük bir köy vardı. Sabahları sis, akşamları kekik kokusu inerdi bu köye. Taş evlerin bacasından çıkan duman, sanki gökyüzüne "burada hayat var" diye haber salardı.
Serdar, gün daha doğmadan uyanmıştı. Ahşap kapıyı usulca açtı, serin dağ havası yüzüne çarptı. Derin bir nefes aldı.
"Toprak bugün bereketli kokuyor" diye mırıldandı kendi kendine.
Arkasından Dudu'nun sesi geldi.
"Yine mi gün doğmadan kalktın Serdar"
"Toprak beklemez Dudu" diye gülümsedi. "Bir de koyunlar sabırsızdır."
Dudu, başındaki yazmayı düzeltti. Yüzünde uykunun izleri vardı ama gözleri canlıydı.
"Ben de geliyorum. Zeynep uyanmadan şu süt işini bitirelim."
"Uyanır o" dedi Serdar. "Annesinin kızı."
Sanki adını duymuş gibi, içeriden ince bir ses yükseldi.
"Anneee… Babaaa…"
Dudu kapıya yönelirken gülümsedi.
"Bak işte" dedi. "Güneşten önce uyanıyor bizim kız."
Zeynep, örgülü saçlarıyla kapının eşiğinde belirdi. Ardından küçük kardeşi Mehmet, uykulu gözlerle, bir elinde tahta arabasıyla çıktı.
"Baba, bugün kuzulara ben bakacağım" dedi Mehmet kararlılıkla.
"Sen daha küçüksün" dedi Serdar şakayla karışık.
"Küçüğüm ama güçlüyüm" diye göğsünü kabarttı Mehmet.
Zeynep kahkahayı patlattı.
"Dün de öyle demiştin, sonra yorulup ağladın."
"O taş ağırdı" diye homurdandı Mehmet. Dudu çocukların başını okşadı.

3