"Niye inkâr ediyorsun kardeşim, bal gibi de Şevket'sin... Kırk yıllık arkadaşımı bilmem mi ben"
Dinimiz dilencilik yapmayı haram kılmıştır. İzzet sahibi olun zelil olmayın demiştir. Pek çok ayet ve hadiste bu konu açık açık belirtilmiştir. "Veren el alan elden üstündür" bunu bilmeyen duymayan yok gibidir.
Şevket benim gibi sade bir yaşantısı olan ailesini zar zor geçindirebilen işçi emeklisi bir arkadaşımdı. Emekli olduktan sonra sık sık buluşur şehirde hayat şartlarının zorluklarından bahsederdik. Bir gün bana;
"Dostum bu böyle sürüp gidecek gibi değil. Sıfıra sıfır elde var hâlâ sıfır. Ben bu şehirden gideceğim. Köye yerleşeceğim. Orada havaya suya ona buna para yok. Masraf sıfır. Belki böylelikle belimizi doğrultabiliriz" dedi ve dediğini yaptı kırk yılını geçirdiği aş iş sahibi olduğu kentten ayrıldı.
Aradan uzunca yıllar geçmişti. Şevket ile iletişimimiz tamamen kesilmişti. Bir gün yolum gökdelenler dolu büyük bir şehre düşmüştü. Maddi durumları oldukça iyi insanların yaşadığı bir semtte ilerlerken gözlerim köşe başında dilenen saçı sakalı ağarmış birbirine karışmış bir dilenciye takıldı. Beynimde "acaba"lar oluşmaya başladı. Emin olabilmek için dilencinin yanına yaklaşarak;
-Şevket sen misin dedim.
Dilenci şaşkın bakışlarla yüzüme baktı, afalladı. Bir müddet o da benden emin olmak için gözlerini yüzümde gezdirdi. Kanaat getirince kızaran bir yüz ifadesi ile kekeleyerek;
"Ne Şevket'i hemşehrim, galiba beni birine benzettiniz..."
Sözünü kestim:
"Niye inkâr ediyorsun kardeşim, bal gibi de Şevket'sin... Kırk yıllık arkadaşımı tanıyamayacak kadar bunamadım daha..."

9