"O kadar çok sevinmiştim ki o aşkla, bütün gazeteleri öğleye kadar satmış, bitirmiştim."
10 yıl sonra ziyaretine gittiğimiz baba dostum, beyazlayan saçlarıyla hâlâ dinçti. Sohbet ederken birlikte zaman geçirdiğimiz, çay sohbetlerimizi hatırladım. Bir keresinde şöyle anlatmıştı:
Daha ortaokul öğrencisiyken, güzel dinimize ait bilgileri doğru olarak öğrenmemiz, Fransızca öğretmenimiz Abdullah Bey'in bizlerle özel olarak ilgilenmesiyle ve okumamız için verdiği o kıymetli kitapların yardımıyla olmuştu. Bize öğretilen dinî ve millî değerlerimize olan inancım ve sevgim sebebiyle, o yıllarda unutulmaya yüz tutmuş, bu kıymetli bilgilerin milletimizce hatırlanmasına, gençlerimizin öğrenmesine hizmet eden gazetemizde çalışmak niyetiyle 1977 yılında İstanbul'a gittim.
Bana ilk olarak sabahları gazete tanıtım işi verilmişti. O zamanlar gazeteler kalabalık olan sokaklarda, çarşıda, pazarda, otobüs terminallerinde, tren istasyonlarında, vapurlarda "Gazete, gazete" diye bağırılarak satılıyor ama aslında tanıtılıyordu.
Ertesi sabah erkenden 50 adet gazete alarak, caddeye çıktım. Önce utandım(!), o kadar zor geldi ki!.. Hatta bir ara "Nasılsa cebimde param var, gazeteleri şurada bir masaya bırakayım, satılmışçasına gidip parasını vereyim" diye düşündüm...
Tam o anda orta yaşta bir kadın "hey delikanlı sen gazete mi satıyorsun" deyince "Evet Türkiye gazetesi satıyorum" dedim. Kadın 1 gazete alıp 2,5 lira verip "üstü de senin olsun" dedi. Çünkü o zamanlar gazete 1 liraydı. O kadar çok sevinmiştim ki o aşkla, kalan bütün gazeteleri öğleye kadar satmış, bitirmiştim!..

17