Kulağımda çınlayan o ses

Eski nesil fakirlerin hakkını kendi lokmasından ayırırken, bugün herkes kendi çıkarını düşünüyor—ya da bu geçmişi nostalji ile görüyoruz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, bir öğretmenin çocukluğundan anlatılan merhamet ve paylaşma hikayesiyle, eskiden insanların 'biz' düşünürken bugün 'ben' düşündüğünü savunuyor. Toplumun gerçek zenginliğinin kasadaki para değil harmanındaki merhamet olduğunu iddia ediyor; ancak bu 'eski güzel günler' masalı gerçekten kayıp bir ahlak mı, yoksa seçici bir hatırlamış gibi?

"Adımlarımız yavaş ama düşüncelerimiz hızlıydı. Rüzgâr yüzümüze hafifçe çarpıyordu."

Cami avlusunda iki öğretmen arkadaş konuşurken oraya gelen öğrenci velisi ve aynı zamanda kendisi de öğretmen olan Hasan Ali Bey'in anlattıklarına bugün de devam ediyorum...

Çocukluğunda babasının harman yerinde samanlar arasından kendi buğdaylarından bir avuç aldığı buğdayı babasının nasıl bıraktırdığını anlatıyordu:

"Babam hemen bohçayı elinden aldı. Harmana geri boşalttı. Sonra bizim meraklı bakışımız altında "ben daha bu harmanın öşrünü vermedim" dedi. Öşrünü (uşrunu) vermediğim buğdaydan nasıl alırsın"

Ablası şaşırmış, duygulanıp ağlamış. Keşke bağırmadan anlatsaydı ama eskilerin hassasiyeti böyle değildi. Hasan Ali amca gözlerini yere indirdi.

"Biz böyle yetiştik hocalarım" dedi.

"Kendi malımız bile olsa, önce fakirin hakkını ayırmadan yemeyiz. Önce paylaşır, sonra kendimiz yeriz."

Öğrenci velimiz Hasan Ali Bey'in bu içten hatırası ve sözleri avluda meltem gibi esti. Tuhaf bir sessizlik oldu. Ben de bu sözlerden derinden etkilendim.

"Ne kadar güzel bir hatıra" dedim. Fikrimi belirttim:

"İnsan bu gibi hassasiyetleri dinledikçe duydukça mahcup oluyor. Şimdi bırakın zekâtı, komşusunun aç olduğunu bilse dönüp bakmayanlar var."

Kemal Hoca iç çekti:

"Bugün herkes önce 'ben' diyor. Oysa eskiler 'biz' diyordu."

Hasan Ali amcayla vedalaştık.