Kadın gözlerini uzaklara dikti: "Eskiden insan çoktu evlat..." dedi. "Şimdi evler kaldı..."
Hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum. Arkadaşımızın bu esprisine hepimiz güldük. Ama içimizin derininde tarif edemediğimiz bir his vardı. Sanki o eski erenlerin hikâyeleri hâlâ bu dağlarda dolaşıyordu... Köylerde sadece yatırları değil, kaybolmaya yüz tutmuş gelenekleri de görüyorduk.
Gördes Kültürü yaşamalıydı. Bazı yaşlı nineler unutulmuş mâniler söylüyordu.
Bir akşam üzeri yaşlı bir kadın bize epey mâni okudu... Sesi çatallıydı ama öyle içten söylüyordu ki kahvedeki herkes susmuştu. Ercan hocam defterine hızlı hızlı not alıyordu.
Ben kamerayı indirip kadını dinlemeye başladım. (Keşke kameraya kayıt alsaydım.)
Kadın gözlerini uzaklara dikti:
"Eskiden insan çoktu evlat..." dedi. "Şimdi evler kaldı..."
O söz kahvenin içine ağır bir sessizlik gibi çöktü. Dışarıda rüzgâr esiyordu. Ve ben ilk defa şunu hissettim. Biz aslında sadece kültür envanteri hazırlamıyorduk... Kaybolan bir zamanın peşinden gidiyorduk.
Sabah Gördes'in üstünde ince bir sis vardı. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla çıkan yol, bizi bilinmeyen bir hikâyeye götürüyordu. Yanımda çok sevdiğim Halil hocam vardı. Eski model arabamız bazen taşlı yollarda sarsılıyor, bazen de çamurdan kayıyordu. Ama ikimizin de içinde garip bir heyecan vardı. Halil hocam direksiyonda gözlerini yoldan ayırmadan:
"Basri hocam" dedi, "her köy başka bir kitap gibi..."
Ben camdan dışarı baktım. Dağların eteklerine serpilmiş birkaç ev, uzakta koyun sürüleri, dumanı tüten bacalar...

11