Kilitsiz kapıda insanlık

"Anladım ki o kabir çevresinde sadece yiyecek yoktu... Orada insanlık da vardı."

Hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum...

Dönemin Gördes Kaymakamlığınca biz öğretmenlere Gördes Kültür Envanteri hazırlanma görevi verilmişti. Bu sebeple Gördes'teki köylere giderek orada yaşayanlardan kültür, gelenek görenek örf ve âdetlerle ilgili bilgi topluyorduk. Kabirde bu erzakları görünce muhtar sebebini anlattı:

"Basri hocam, bizim köy her mayıs ayında bu türbedeki zat için hayır yapar."

İmam sözü aldı: "Hayırdan artan yiyecekleri de buraya koyarız."

"Peki neden buraya bırakıyorsunuz" diye sordum.

Muhtar eliyle çuvalları gösterdi.

"İhtiyacı olan gelir, ihtiyacı kadar alır gider."

Bir an sessizlik oldu. Halil hocam dikkatle sordu: "Ya biri ihtiyacından fazla alırsa"

Muhtar ve imam aynı anda başlarını salladı. "Olmaz hocam..."

Muhtar derin bir nefes aldı. "Bu gelenek ne zaman başladı bilmiyoruz. Büyüklerimiz Orta Asya'dan beri sürdüğünü söyler."

Sonra eliyle rafları gösterdi. "Bakın burada fındık var, fıstık var. İsteyen hepsini götürür. Ama kimse dokunmaz."

İmam gözleri dolarak ekledi: "Alan kişi hep şunu düşünür; benden sonra gelen de tatsın..."

İşte o cümle içime öyle bir işledi ki uzun süre konuşamadım. Çünkü orada sadece yiyecek yoktu...

Orada insanlık vardı. Orada utanmadan yardım alma inceliği, gösteriş yapmadan yardım etme asaleti vardı. Bırakan belli değildi. Alan belli değildi. Ama vicdan belliydi...