Kafana takma diyorsun ama

"Lakin bu iki ölüm anını ve bu iki insanın yaşadıklarını hiç ama hiç unutamadım."

"Ya ne kafana takıyorsun hayatı, yaşa git işte" demişti yirmi beş yıllık ahbabım. Belki de kırk yıl önce çocukluğumda sekerâtü'l-mevt hâlinde iken başında Yasin okumaya çağrıldığım iki hastanın hâlini hatırladım... Çocuğum ama kimseler mi yoktu bilemem beni çağırmışlardı...

Kelo Mahmut amca dedikleri bir ihtiyarın başında Kur'ân-ı kerim okumaya başladım. Bu amca hangi savaşta bilemem ama Ruslara esir düşmüş. Yedi sene esaret yaşamış, sonra gemilerin gizli bölmelerinde saklanarak Türkiye'ye canını zor atmış gazilerimizdenmiş... Bu amcanın dünya ile hiç mi hiç alakası yok. "Allah'tan geldik yine ona döneceğiz" dermiş hep...

Bu amcanın başında Yasin-i şerifi okurken bir şey oldu... Kelo Mahmut amca baygın gözleri kapalı bir nefesten başka bir şey yokken birden gözlerini açtı, çok hasretini sevdiği can dostları gelmiş gibi sevindi. Dirilir gibi doğruldu gülerek sanki Kâbe'yi görmüş de salavat getirir gibi salavatlar getirmeye başladı... Ben onun upuzun yatakta yatarken böyle dirilmesinden çok korktum. Mushaf okumayı bırakıp ayağa kalkıp kaçacakken bana beden diliyle "sen oku sen oku" der gibi yaptı... Etraftakiler de kaçmayınca ben de korka çekine oturdum. Kekeleyerek okumaya devam ettim.

O Kelo Mahmut amca bu çok kısa süren mutluluğun ardından tekrar yatağına yığılırcasına uzandı ve sanki bir ziyafet evine girer gibi ya da ne bileyim bir gül bahçesine girer gibi mütebessim bir hâlde teslimi ruh eyledi... Ne görmüştü de sevinçten deliye dönmüştü Ne görmüştü de bu sevinç hâlinde kendini o hâle teslim ederek son nefesini vermişti