İs değil kömür karası

"Başmühendis ile kömür ocağında ilk gün sanki çıkışı olmayan bir labirentte gibiydik..."

Toprak!.. Ne büyük nimet. Bereketli topraklar denilince nedense ekilip biçilen tarım arazileri yani toprağın üstündeki zenginliği anlıyoruz. Hâlbuki önce toprağın altındaki zenginlik akla gelmesi gerekmez mi Belki de görünmediğinden öyle...

İstisnalar hariç dünyada yer altı kaynaklarını kullanmayıp zengin olan bir hiçbir ülke yok. Altın, elmas ve petrol zaten malum...

Bir zamanlar sanayi devriminin yaşandığı yıllarda, ekonomisi güçlü devletler enerji ve makina endüstrisinin en temel ihtiyacı olan, değerli madenleri elde etmek için, yatırımlarının çoğunu yer altına yaptılar. Sadece kendi ülkelerinde değil, Asya, Afrika hatta Amerika kıtasındaki sömürgeleri olan irili ufaklı ülkelerde de yer altı zenginliğine sahip olmak için devasa maden ocakları açtılar.

Hatıramız için yaptığımız giriş aslında zenginliğe ulaşmaktaki yapılanları, değerli olan madenlere karşı bir zaafı ve menfaati anlatmak değil, sadece dünyanın en zor mesleklerinden biri olan madencilikte bile yer altının, madenlerden başka güzel hatıralar da sakladığından bahsetmek...

Mesleğimin ilk acemiliğini kömür ocağında yaparken, kimse "dışarı çıktığınızda, sizi sadece başınızdaki beyaz baretten tanırlar" dememişti. Kömür tozunun, teninize yapışmadığı, vücudunuzda girmediği yer kalmıyor. Dolayısıyla beyaz bir tenle girilen ocaktan kapkara bir insan olarak çıkılıyor.

Şairin iki mısraındaki gibi:

"Yüz karası değil kömür karası