Hasta bakıcı muayenesi!

"Elindeki bir çubukla işaret ederek her gözüm için ayrı ayrı harfleri okutmaya başlattı."

Yıl 1976. Kars'ın Çıldır kazasında Keşif Bölük Komutanı idim. Her şey yolunda iken gözlerimde meydana gelen bir rahatsızlıktan dolayı çaresiz, Erzurum'daki Askerî hastaneye gittim. Gittim ama göz doktoru odasında yoktu. Beklemeye başladım. O sırada odadaki düzenleme işini bitiren hasta bakıcı bana döndü:

"Komutan, gel böyle otur" dedi. Böyle otur dediği yer muayene koltuğuydu. Şaşırdım ama kendi kendime düşündüm:

"Galiba hâlime acıdı da doktor gelene kadar ayakta beklememe gönlü razı olmadı" dedim. Onun o alicenaplığı havada kalmasın diye geçip koltuğa oturdum.

Biraz sonra aynı şahıs muhtelif yani çeşitli büyüklükteki harflerin üzerinde bulunduğu duvardaki tablonun önüne geçti. Elindeki bir çubukla işaret ederek her gözüm için ayrı ayrı harfleri bana okutmaya başlattı.

Ben de vardır bir bildiği deyip saf saf okumaya başladım. Hasta bakıcı şaka maka muayenemi bitirdi. Az sonra tabip yüzbaşı geldi. Ben, benimle muhatap olmasını beklerken, "E Hasan Efendi nesi varmış bu yüzbaşının" dedi.

Hasan Efendi de "Bir şeyi yok Efendim gayet güzel okuyor, bir rahatsızlığı yok" dedi.

Bu sefer doktor bana dönüp:

"Söyle bakalım yüzbaşı! Bak bir şeyin yokmuş, senin ne şikâyetin var" dedi. Aslında beni dinlemeyip oradaki muhtelif yani çeşitli cihazlar varken muayene etmeyip hasta bakıcıyı muhatap alması üzerine sinirlerim gerildi. "Hay böyle hastanenin de böyle doktorun da..." hemen o koltuktan kalkmam lazımdı. Ama yapamadım. Niye Kilometrelerce uzaktan gelmişim. Mutlaka en azından rahatsızlığım ne olduğunu öğrenip reçetemi almam lazımdı. Neyse içimden ya sabır çekip şikâyetimi söyledim: