"Sen gerçekten dediğin gibi güzel olsaydın, görenler hiç seni bana bırakır mıydı"
Gözleri görmeyen bir adam, gözleri gören bir kadınla evlenmiş. Gel zaman git zaman kadın kendi güzelliğini öve öve bitiremezmiş. Her gün aynanın karşısına geçer, gerdanını kırar, kocasına dönüp başlarmış anlatmaya:
"Ah bir bilsen ben ne kadar güzelim... Şu zarafetim şu belime kadar inen ipek saçlarım... Bir görseydin, aklın başından giderdi..."
Kadın günleri, haftaları, yılları kibrine kumaş edip kocasının sessizliğine sarınmış. Adamcağız her defasında başını öne eğer, hürmetinden sükût eder, tebessümle yetinirmiş. Ancak günün birinde, yine aynı övünmeler devam ederken adam derin bir nefes almış:
"A hatun! Sen gerçekten dediğin gibi güzel olsaydın, görenler seni bana bırakır mıydı" demiş. Bir anlık sessizlik, odadaki en ağır hakikat oluvermiş...
***
Yine köyün birinde dünyalar güzeli bir kız yaşarmış. Kaşı keman, yüzü ay gibiymiş ama tek bir kusuru varmış: Bir gözü körmüş. O kusuru yüzünden ne köyün mağrur ağaları ne de kibirli beyleri kapısını çalmış. Kızın nasibi, gönlü zengin fakir bir çobana düşmüş. Birlikte mütevazı ama huzur dolu bir yuva kurmuşlar.
Çoban, dünyalar güzeli karısının üzerine titrer, ama en çok da onun o görmeyen gözüne methiyeler düzermiş. Kadın bir gün dayanamamış:
"Efendi, beni seversin bilirim ama neden hep görmeyen gözümü öpersin"
Çoban, karısının elini tutup tebessüm etmiş:
"Çünkü hatunum, o göz kör olmasaydı seni bana vermezlerdi..."

3