Yazar, kadının çocuklarının geleceği için yıllar boyunca emek veren, altınlarını dahi feda ederek ev yapan Esmeray'ın hikayesi üzerinden, aile içinde erkek sorumluluğunun yokluğu ve miras hukuku meselesini gündeme getiriyor. Aile kurumu içinde fedakarlığın sınırsız talep edilirken, kadının emeğinin ve yatırımının hukuki koruma görmemesinin trajedisini anlatıyor. Peki, duygu ve hukuk çatışması yaşayan bir kadının çocuklarının hakları kim tarafından korunacak?
"Çocukların geleceği olur" diye düşünmüştü. Ama Yılmaz artık eve uğramaz olmuştu...
Esmeray'ın çileli hayatını anlatmaya devam ediyorum... Ağabeyi "artık seni kimse dinlemez" demişti. Kimse dinlemedi de... Esmeray, içinde fırtınalar koparak, gönülsüzce o gelinliği giydi. Köyden ayrılıp şehrin kenar mahallelerinden birine taşındılar. Ama bu şehir, Esmeray için sadece daha büyük bir hapishaneydi.
Büyük bir bahçesi olan, derme çatma bir eve yerleştiler. Evde sadece kocası Yılmaz değil; kaynanası ve kayınbabası da vardı. Esmeray şehre gelmişti ama şehrin yüzünü görmüyordu. Bahçede sebze yetiştiriyor, sanki hâlâ köydeymiş gibi toprakla uğraşıyordu.
Yılmaz ile geçen yıllar, Esmeray'ın omuzlarına daha fazla yük bindirdi. Arka arkaya üç fidanı oldu: Ali, Veli ve Tuba... Çocuklar büyüdükçe masraflar arttı ama Yılmaz'ın eve katkısı aksine azaldıkça azaldı.
Bir sabah ezanında, Esmeray bahçede domatesleri sandıklarken Yılmaz kapıda belirdi.
"Yine mi pazar hazırlığı Yorulmadın mı be kadın" dedi, umursamaz bir tavırla. Esmeray terini sildi, beli bükülmüştü:
"Yoruldum Yılmaz... Yoruldum ama bu çocukların okul masrafı, evin ekmeği nasıl olacak Bir el atsan, bir yardım etsen olmaz mı"
Yılmaz cevap bile vermeden çekip gitti. Esmeray, üç pazarın yükünü tek başına sırtlıyor, kazandığı her kuruşu eve harcıyordu.
Hatta bir ara kolundaki tüm düğün altınlarını, kendine takılan o son hatıraları bile feda etti. Bahçenin diğer ucuna bir bahçe evi yaptılar. "Çocukların geleceği olur" diye düşünmüştü. Ama Yılmaz artık eve uğramaz olmuştu. Bir akşam, Esmeray yorgunluktan bitap düşmüşken, Yılmaz kapıda göründü. Gözlerinde ne bir acıma ne de bir vefa kırıntısı vardı.

8